
İran, Türkiye'yi dengelemek için PKK'ya göz yumuyor; iç güvenlik kaygılarını dengelerken bölgesel nüfuzunu kullanıyor.
İran-PKK ilişkileri 1980'lerin sonuna uzanıyor. Türkiye, özellikle 1990'larda yoğunlaşan bu ilişkilerden ciddi kaygı duyduğunu dile getirdi ve İran'ı defalarca uyardı. O yıllarda İran'ın PKK'ya desteği hakkında çok sayıda manşet ve analiz yayımlandı. Türk yetkililer, İran'ın PKK'ya desteğine ilişkin geniş kanıtları İranlı yetkililere sundu; ancak İranlılar bütün belgeleri reddetti.
Türkiye, 1997'de örgüte karşı kapsamlı bir sınır ötesi operasyon başlattı; operasyon sırasında bir Türk helikopteri düşürüldü. Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, PKK'nın ateşlediği Rus yapımı SA-7B füzelerinin iki helikopteri vurduğunu, füzelerin Ermenistan'dan temin edilerek İran üzerinden bölgeye taşındığını açıkladı. Ertesi gün gazeteler, Türk istihbarat birimlerinin bir raporuna atıfla şu iddiayı aktardı: “PKK beş yıldır Türkiye-İran sınırında üsler kuruyor. İran helikopterleri yaralı PKK militanlarını İran'daki hastanelere taşıyor.” Türkiye savaş tehdidinde bulunmaya başlayınca İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Alaaddin Burucerdi, Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani'nin mesajını iletmek üzere 9-10 Temmuz 1997'de Ankara'yı ziyaret etti. Amaç, Ankara'nın iddialarının aksine İran'ın PKK'yı desteklemediğini anlatmak ve Ankara'ya güvence vermekti.
2000'lere girerken Türkiye-İran ilişkileri yumuşadı ve PKK-İran ilişkileri gündemden düştü. Ancak Suriye iç savaşıyla bu durum değişmeye başladı; İran, PKK'nın Suriye kolu YPG'yle bağlarını yeniden güçlendirdi. Bu ilişkiler zamanla stratejik ortaklığa dönüştü. Beşşar Esed rejimi, Batılı güçlerin desteklediği PKK'nın Suriye kolu YPG'ye alan açtı ve iktidarı YPG'yle paylaşma yoluna gitti. PKK/YPG Suriye'nin doğusunu yönetmeye başladıkça İran-PKK ilişkileri başka bir düzeye taşındı.
Farklı bakış açısı
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, geçen yıl 2 Mayıs'taki basın toplantısında İran'ın PKK'ya tutumunu eleştirerek şöyle demişti: “İranlı dostlarımızla konuşuyoruz: ‘Bakın kardeşim, şuradan geçtiler, oraya gittiler, takip ediyoruz. İHA'lardan, SİHA'lardan görüyoruz.’ İranlı dostlarımız, ‘Oraya baktık, kimse yok’ diye cevap veriyor. Bu hoş bir yaklaşım değil. Tabii ki rahatsız oluyoruz.” Bakanın kamuoyuna yaptığı bu açıklama 1990'ları hatırlatıyor.
Peki İran, kendisi de ayrılıkçı tehditlerle karşı karşıyayken PKK'yla neden kapsamlı ilişkiler sürdürüyor? Türkiye gibi terörden zarar gören ve ayrılıkçı hareketlerle uğraşan bir ülkenin benzer bir tutum alması, olaylara buna göre yaklaşması beklenir. Ancak İran'ın tavrının arkasında başka nedenler bulunuyor.
Öncelikle İran ile Türkiye'nin terör örgütlerine yaklaşımları, devlet yapılarındaki ve önceliklerindeki temel farklardan kaynaklanıyor. Türkiye doğası gereği ticaret odaklı olmak ve uluslararası sisteme entegrasyona değer veren bir politika izlemek zorunda. Bu nedenle komşularında istikrar, Ankara için stratejik önem taşıyor. Aynı nedenle Türkiye, devlet dışı aktörler yerine güçlü merkezî yönetimler görmeyi tercih ediyor. Bir devlet dışı aktör bir ülke içinde kökleşmiş olsa bile Türkiye, onun bir şekilde merkezî yönetime entegre olduğunu ve ülke içindeki parçalanmanın asgariye indirildiğini görmek istiyor.
İran daha tecritçi ve güvenlik odaklı bir yaklaşım benimsiyor. Her şeyden önce enerji kaynaklarına ve jeopolitik önemine dayanıyor. İran, devlet dışı aktörlerle ilişkilerini anayasal düzeyde meşrulaştırdı ve “mazlumların yanında durma” ilkesi kapsamında bu gruplar için hukuki zemin hazırladı. İran'ın devlet dışı aktörlerle ilişkisi, devrime uzanan sistemli bir stratejinin parçası. Bu stratejiyle bölgedeki ve dünyadaki varlığına meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. Orta Doğu'da ve Müslüman ülkelerde İsrail'e karşı durduğunu, Afrika ve Güney Amerika'da ise emperyalizme karşı olduğunu ileri sürerek varlığını artırmaya çalışıyor. Bu örgütlerin ve devletlerin ihtiyaçlarını belirliyor, buna göre teklifler hazırlıyor ve devlet dışı örgütlerle ilişkilerini güçlendirip kontrol etmeye çalışıyor. Böylece diğer ülkeleri ve bölgeyi etkileyebileceği araçlar kazanıyor.
Dolayısıyla İran parçalanmadan yararlanmayı stratejik mesele olarak görürken Türkiye, güçlü merkezî yönetimleri olan istikrarlı idareler görmek istiyor. Bu, bakış açıları arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Bir aparat olarak PKK
İran, Türkiye topraklarını doğrudan etkileyebilecek bir araca sahip olmadığından PKK'yla ilişkilere de benzer biçimde bakıyor. İran'a bağlı bazı dernek ve vakıflar propaganda faaliyetlerinin ötesine geçemiyor; yönetimleri de Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı tugaylar tarafından yürütülüyor. PKK ise uzun yıllardır Türkiye'yle etkin silahlı çatışma içinde bulunan bir örgüt olarak İran için özel önem taşıyor. İran, kendi sınırları içinde, nüfuzunun yüksek olduğu Süleymaniye'de ve Kandil'in İran tarafında PKK'ya hareket serbestisi tanıyarak Türkiye'ye baskı yapmaya çalışıyor. Böylece bölgesel dengeleri kendi lehine çevirmeyi, Türkiye'ye ve Irak'taki Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) karşı güçlü bir kozu elinde tutmayı amaçlıyor. Başka bir deyişle İran, PKK üzerinden KDP'ye baskı kurmaya ve Türkiye'nin bölgesel stratejilerini engelleyerek bölgesel rekabette kendine alan açmaya çalışıyor. Faaliyetlerini görmezden gelerek yaptırımların etkisini azaltmayı ve kendi finansmanını sağlamasına izin vererek örgütü desteklemeyi amaçlıyor.
Bütün bu desteğin karşılığında PKK ve İran kolu PJAK, İran içinde hiçbir faaliyette bulunmuyor ve İran devletine karşı diğer ayrılıkçı Kürt grupları bastırıyor. Nitekim Mahsa Emini protestoları sırasında PJAK, İran'ın bölünmemesi gerektiğini söyleyerek bölünmeyi emperyalistlerin planı olarak niteledi. Böylece İran bu destekle iç güvenliğini sağlıyor. Suriye'de, özellikle rejim değişikliği öncesinde, PKK/YPG İran'a lojistik imkânlar sundu. İran'ın Lazkiye'ye ve Beyrut'a ulaşmasını sağlayan lojistik hatlarda destek verdi.
Suriye'deki rejim değişikliği sonrasında İran önemli bir alanı kaybetti. Bu durum İranlı elitleri o kadar öfkelendirdi ki televizyonlardaki analistler Türkiye'ye karşı PKK'yla ittifakı açıkça savunmaya başladı. Benzer biçimde son bir yılda İran'ın vekil güçlerinin aldığı ağır darbelere ek olarak Suriye'deki rejim değişikliği, PKK/YPG'yi İran'ın gözünde daha önemli hâle getirdi. İran, Suriye'deki nüfuzunu artırmak için PKK/YPG'yle iş birliği arıyor. Nitekim son dönemde İran'ın PKK/YPG'ye silah ve insansız hava aracı sağlamaya çalıştığına ilişkin haberler çıktı. Örgüte Tel Temir ve Tişrin üzerinden sevkiyat yapmaya çalışan İran, Türk topçusunun isabetli atışları nedeniyle defalarca başarısız oldu.
Diğer yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin şüpheli ölümü ve Hamas lideri İsmail Heniyye suikastının ardından İran odağını iç kırılganlıklarına çevirdi; artık bölgesel politikalardan çok iç cephesinde yaşanabilecek güvenlik sorunlarına yoğunlaşıyor. İran'ın önemli komşularından Türkiye, pek çok alanda stratejik önem taşıyor. Dolayısıyla İran'ın PKK/YPG'yle ilişkilerini Türkiye'yle doğrudan karşı karşıya gelmeyecek düzeyde sürdüreceği, ancak tamamen kesmeyeceği söylenebilir.
Bu yazı ilk olarak 31 Ocak 2025 tarihinde Daily Sabah gazetesinde yayımlandı.
Bağlantı: https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/what-is-iran-seeking-in-its-cooperation-with-pkk
