Oral TOĞAKişisel Websitesi
TR

Görünenin altında: İran-E3 nükleer görüşmeleri

Oral Toğa15 Eylül 20254 dk okuma

Haziranda patlak veren 12 günlük çatışma, İran ile İsrail arasında uzun süredir devam eden örtülü mücadele modelinde kritik bir değişimi ortaya koyarak açık ve konvansiyonel askerî çatışma evresine geçildiğini gösterdi. İsrail bu dönemde İran'ın nükleer altyapısını, füze kapasitesini ve askerî komuta ve kontrol sistemlerini hedef alan eş zamanlı saldırılar düzenledi. Bu saldırılar İran'ın fiziksel kapasitesini aşındırmakla sınırlı değildi; karar alma süreçlerini bozmayı ve stratejik yanıt üretme kabiliyetini zayıflatmayı da amaçlıyordu.

Sonrasında ortaya çıkan bölgesel güç boşluğu ve artan belirsizlik, diplomatik teması acil bir zorunluluğa dönüştürdü. Bu çerçevede İstanbul'da yapılan İran-E3 —Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık— görüşmeleri, çatışma sonrasındaki ilk önemli çok taraflı dengeleme girişimi olarak öne çıktı. Ancak görüşmelerin düşük profilli niteliği iki gerçeği vurguluyor: Taraflar arasındaki yapısal güvensizliğin sürmesi ve açıkça tanımlanmış bir müzakere çerçevesinin bulunmaması. Bu diplomatik sessizlik bir yandan yeni bir uzlaşma zemini kurmaya dönük ön hazırlık olarak okunabilir. Diğer yandan ise müzakereleri zamana yayarken yaptırımları geri getiren snapback mekanizmasının zorlayıcı etkisini korumayı amaçlayan, ölçülüp biçilmiş bir stratejiye işaret ediyor.

Snapback mekanizmasının gölgesi

2015 Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında tanımlanan snapback mekanizması, İran'ın nükleer yükümlülüklerini ciddi biçimde ihlal ettiğinin tespiti hâlinde BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarının otomatik olarak yeniden uygulanmasına olanak tanıyan ve veto edilemeyen bir düzenlemedir. Mekanizmanın hukuki yapısı, anlaşmanın herhangi bir tarafının resmî bir uyumsuzluk iddiası sunarak süreci tek taraflı başlatabilmesini sağlar. Dolayısıyla müzakereler boyunca sürekli ve düşük yoğunluklu bir diplomatik baskı kaynağı işlevi görür. Temmuz sonunda İstanbul'da yapılan görüşmelerde gündemde tutulan snapback tehdidi de yalnızca cezalandırıcı bir araç değil, müzakerenin parametrelerini şekillendiren stratejik bir kaldıraç oldu. E3, özellikle Almanya ve Fransa, diplomatik söylemlerinde mekanizmaya açıkça atıfta bulundu. Bu, teknik ihlal kaygılarının ötesine geçen bir işaretti. Daha geniş anlamda İran'ın stratejik yönelimi üzerinde dışarıdan denetim kurma girişimini yansıtıyordu. Snapback tehdidini masada tutmak, İran'ı mevcut konumunu yeniden ayarlamaya zorlayan, zaman baskısına dayalı bir dinamik yaratıyor. Böylece diplomatik süreç yalnızca bir müzakere zemini değil, stratejik sabır ve ölçülü zorlamayla koşullanan bir bekleme oyununa dönüşüyor.

Snapback mekanizmasının yeniden önem kazanması, onu yalnızca İran'ın dış politika gündeminde değil, iç siyasi dengeleri ve kurumsal dinamikleri içinde de belirleyici bir meseleye dönüştürdü. Devrim Rehberi'nin çevresindeki güvenlik elitleri, özellikle Yüksek Millî Güvenlik Konseyi ve Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi içinde mekanizma, Batı'nın nükleer dosya üzerinden dayattığı sistemik bir dönüşüm girişimi olarak yorumlanıyor. Bu çevreler snapback'in salt teknik bir usul değil, rejimin genel yönelimine doğrudan müdahale etmeyi amaçlayan stratejik bir kaldıraç olduğunu savunuyor. Buna karşılık daha teknokratik ve pragmatik bir bakışa yakın bazı karar alıcılar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'yla (UAEA) kademeli iş birliği ve şeffaflığa dönük sembolik adımlar sayesinde snapback'in devre dışı bırakılabileceğini düşünüyor. Ancak bu yaklaşım kurumsal yapı içinde ciddi bir dirençle karşılaşıyor. UAEA'nın son dönemdeki tutumu, İran içinde sürdürülebilir bir diplomatik perspektifin oluşmasını engelleyen yeni bir güvenlik anlatısı yarattı. Tahran'ın Ajans'a bakışı açık; tarafsız bir bakış olmaktan da çok uzak.

İran'ın ikilemi

Bu bağlamda İran'ın UAEA'ya, özellikle Genel Direktör Rafael Grossi'ye yönelttiği suçlamalar dikkat çekiyor. Grossi'nin İran'ın nükleer faaliyetleri hakkındaki kamuya açık açıklamaları, İsrail kaynaklı istihbarata dayanan raporlarıyla birlikte Tahran'da tarafsızlık ilkesinin ihlali olarak görüldü. İranlı yetkililer, Ajans'ın teknik denetim görevini aştığını ve fiilen snapback mekanizmasına meşruiyet sağlayan bir aktöre dönüştüğünü savunuyor. İran Meclisi'nin haziran sonunda Ajans'la iş birliğini askıya alma kararı, bu kurumsal güvensizliğin yalnızca söylemde değil, hukuk düzeyinde de nasıl içselleştirildiğini yansıtıyor. Bu eleştiriler, İran bürokrasisinde Grossi'yle yeniden temas kurulmasını savunan diplomatik eğilimleri daha da zayıflattı. Sonuç olarak İran'ın dış pazarlık kapasitesini şekillendiren teknik kanallar, içeride bir meşruiyet krizini tetikleme riski taşıyan, siyasi bakımdan hassas gerilim noktalarına dönüştü.

Bu iç ayrışmalar, İstanbul'daki İran-E3 görüşmelerinin yapısına ve tonuna doğrudan yansıdı. Toplantılar büyük ölçüde kamuoyu gözünden uzakta, teknik düzeyle sınırlı ve sembolik bir dille yürütüldü. Bu durum yalnızca diğer taraflara duyulan güvensizliğin sonucu değil, İran'ın iç güç dinamiklerini dikkatle yönetme ihtiyacının da yansımasıydı. UAEA'yla herhangi bir iş birliği ihtimalinin yarattığı gerilim, Tahran'ı dışarıya karşı tutarlı bir söylem sürdürmeye zorlarken uygulama düzeyinde belirsizlik yaratmaya da itti. Bu anlamda İstanbul toplantıları somut çözüm üretme yerinden çok, her tarafın diğerinin manevra alanını ölçtüğü ve kendi diplomatik esnekliğini korumaya çalıştığı bir sınama zemini işlevi gördü. İran'ın katılımını düşük profilli tutma kararı savunmacı bir stratejinin parçası olarak görülmeli: Hem snapback tehdidinin içeride yaratabileceği meşruiyet maliyetlerini sınırlama hem de dış politika alanını iç kurumsal müdahalelerden koruma çabası.

Sonuç olarak snapback tehdidinin yeniden ciddiyet kazanması, yalnızca bir diplomatik zorlama aracı değil, çatışma sonrasında siyasi ve ekonomik olarak zaten zorlanan bir devletin dayanma sınırlarını sınayan yapısal bir risk anlamına geliyor. İran bir yandan enerji ve su kıtlığının ağırlaştırdığı, derinleşen altyapı kriziyle, diğer yandan yüksek enflasyon, işsizlik ve yaygın toplumsal hoşnutsuzluk gibi iç baskılarla boğuşuyor. Böylesi bir hibrit baskı ortamında snapback'in devreye sokulması, yalnızca ekonomik yaptırımların geri dönmesiyle sınırlı kalmayacak; devletin toplumsal istikrarı sürdürme, iç meşruiyeti koruma ve dış politikada esnek davranma kapasitesini de ciddi biçimde zorlayacaktır. Son diplomatik temasların düşük profilli ve dar çerçeveli kalmasının temel nedenlerinden biri burada yatıyor: İran, dışarıya karşı konumunu yeniden tanımlamaktan çok, kendi iç kırılganlıklarını yönetmeye odaklanıyor. Bu bağlamda snapback mekanizması yalnızca bir müzakere maddesi olarak değil, krizi kurumsallaştırma potansiyeli taşıyan stratejik bir eşik olarak görülmelidir.


Bu yazı ilk olarak 5 Ağustos 2025 tarihinde Daily Sabah gazetesinde yayımlandı.

Bağlantı: https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/beneath-the-surface-iran-e3-nuclear-talks