
İran'da siyasi değişim beklentisi özellikle diaspora çevrelerinde o kadar sık dile getiriliyor ki ülke içinde somut bir gelişme olmasa bile geçiş senaryoları şimdiden tartışılıyor. Bu durum, İran dışındaki siyasi ve düşünsel tartışmaların çoğu zaman içerideki gerçekliklerden farklı bir zaman çizgisinde ilerlediğini gösteriyor. Bu tartışmalarda adı en sık anılan isimlerden biri, sürgündeki veliaht Rıza Pehlevi.
İran'ın son şahı Muhammed Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979'da ailesiyle birlikte ülkeyi ikinci kez terk ettiğinde büyük oğlu Veliaht Rıza henüz 19 yaşındaydı. 1953 darbesinden sonra kısa süreliğine sürgüne giden Pehlevi Hanedanı için bu ayrılış kalıcı oldu. Rıza Pehlevi, 1979 Devrimi'nden sonra ABD'ye yerleşti. Babasının 1980'de ölümünün ardından “sürgündeki veliaht” unvanını üstlendi. İlk yıllarında eğitimine ve güvenliğine odaklandı. 1990'lardan itibaren demokrasi, insan hakları ve laikliği vurgulayarak İran muhalefetinin söylemine yaklaştı. Monarşinin yeniden kurulmasını açıkça istemek yerine halk iradesine dayanan bir siyasi düzeni savundu. 2000'lerde Washington merkezli medya ve düşünce kuruluşlarında daha görünür hâle geldi; ancak İsrail ve Körfez ülkeleriyle iş birliğine işaret eden açıklamaları İran içinde sert eleştiriler çekti. 2010'larda, Yeşil Hareket ve Arap Baharı sürecinde bir “millî geçiş konseyi” önerdi ama bunu somut bir örgütlenmeye dönüştüremedi. Bugün diasporadaki monarşist grupların sembolik lideri olmayı sürdürürken İran içindeki tabanı zayıf ve parçalı.
Şah zamanı
“İleriye gitmenin zorluğu, geçmişi övmeye yol açar” denir. Siyaset biliminde bu durum, kriz içindeki toplumlarda nostalji siyaseti olarak tanımlanır. Yapısal engeller toplumsal ilerlemenin önünü tıkadığında veya mevcut rejim meşruiyet krizine düştüğünde idealize edilmiş imgelerden beslenen seçici bir geçmiş hafızası devreye girer. Geçmişin kusurları ve çelişkileri silinir; yerlerini düzen, refah veya millî birlik sembolleri alır.
İran'da Pehlevi Hanedanı tam da bu nostaljik mekanizmanın odak noktasına dönüştü. Bugünün İran'ında monarşinin dönüşü gerçekçi bir ihtimal olarak görülmüyor; ancak rejimden memnun olmayanlar için Pehlevi dönemi, “kaybedilmiş bir istikrarı” hatırlatıyor. Böylece Pehleviler siyasi bir güç olmaktan çok, özlemlerin geçmişe yansıtıldığı bir araca dönüşüyor.
İran'da yaygın bir şaka vardır: Farsçada dört zaman olduğu söylenir; geçmiş zaman (“zaman-e gozashteh”), şimdiki zaman (“zaman-e hal”), gelecek zaman (“zaman-e ayandeh”) ve “Şah zamanı” (“zaman-e Shah”). İnsanlar, özellikle kentlerde, “Şah zamanı”na o kadar sık atıfta bulunur ki bu ifade artık süregiden bir şakaya dönüşmüştür.
İnsanlar bugünkü ekonomik güçlükler, siyasi baskılar ve toplumsal kısıtlamalar karşısında geçmişle doğrudan karşılaştırma yapmak için bu ifadeye sık sık başvuruyor. “Şah zamanında böyle değildi” sözü bir şikâyetten fazlası; aynı zamanda mevcut sistemi sorgulamanın güvenli bir yolu. Bu nostalji geçmişe özlemi ifade ederken bugünün güçlüklerinin de altını çiziyor ve alternatif geleceklere kapı aralıyor. Böylece “Şah zamanı” kavramı, mizahla eleştiriyi harmanlayan ve siyasi hafızayı canlı tutan bir araca dönüşüyor.
“Rıza Şah, ruhun şad olsun”
Yönetime ve sisteme karşı düzenlenen hemen her gösteride “Rıza Şah, ruhun şad olsun” anlamındaki “Reza Shah Rouhat Shad” sloganı atılıyor. Sloganın gücü, Rıza Şah'ın laik, ilerlemeci ve dışa açık bir İran tasavvurunu temsil etmesinde yatıyor. Eğitimden hukuka, altyapıdan idari örgütlenmeye kadar başlattığı reformlar, bugünün kriz ortamında insanların zihninde bir karşılaştırma ölçütü olarak yaşıyor. İran toplumu bütün kısıtlamalara rağmen dış dünyayı yakından izliyor. Diasporaya yayılan aile bağları ve dijital platformlar bu farkındalığı güçlendiriyor. Ancak bugün turizm için bile ülkeden çıkmanın güçlüğü, Rıza Şah'ı bir zamanlar açık olup artık kapanmış bir dünyanın sembolü hâline de getiriyor.
Ne var ki bu nostaljik hayranlık torununa aynı ölçüde uzanmıyor. Veliaht Rıza Pehlevi, ailesinin tarihsel mirasının gölgesinde varlığını sürdürse de İranlıların dedesiyle özdeşleştirdiği karizmatik kurucu imgesini devralmış değil. Adı, diaspora grupları ve kentli muhalefetin bazı kesimleri arasında bir sembol olarak öne çıkabilir; ancak İran içindeki varlığı sınırlı ve parçalı kalıyor.
Rıza Pehlevi'nin siyasi sınırları
Nostaljiye ve sisteme yönelik artan hoşnutsuzluğa rağmen Rıza Pehlevi'nin İran içinde etkili bir siyasi aktöre dönüşememesinin çeşitli nedenleri var. İlk ve belki de en önemli engel, İran'daki sistem karşıtı muhalefet içinde doğal bir lider figürünün bulunmaması ve Pehlevi'nin bu boşluğu dolduramaması. Kendisine yönelen destek, çoğu zaman doğal biçimde gelişmekten çok dayatılmış hissi veriyor; toplumun gerçek talebinden ziyade dışarıdan yansıtılan bir alternatif olarak şekilleniyor. Bu nedenle adı birden ilgi çekebilir ama aynı gruplar aynı hızla cumhuriyetçi taleplere yönelebilir, hatta kendisine karşı çıkabilir. Genel olarak bakıldığında İran içinde gerçekten destekçileri olduğunu söylemek güç.
İkinci etken, çevrim içi görünürlüğüyle siyasi gerçeklik arasındaki uçurum. Pehlevi'yi diasporada destekleyen en görünür unsurlardan biri, sıklıkla “trol ordusu” diye anılan sosyal medya aktivisti ağları. Bu ağlar büyük ölçüde kimliklerini gizleyen, aşırı bir dil kullanarak abartılı övgüyle ağır karalama arasında gidip gelen anonim hesaplardan oluşuyor. Pehlevi'yi “İran'ın tek umudu” mertebesine çıkarırken eleştirenleri “hain”, “rejim ajanı” veya “mollaların uşağı” gibi yaftalarla hedef alıyorlar. Eşgüdümlü etiket kampanyaları, gündem mühendisliği ve çevrim içi linçler, dijital varlığını gerçek boyutunun çok ötesinde büyütüyor. Ancak bu saldırgan yöntemler çoğu zaman diğer muhalif grupları uzaklaştırıyor ve geniş bir toplumsal desteği görünür kılmak yerine monarşist hareketi marjinal bir konuma itiyor.
Üçüncü sınır, Pehlevi dönemine duyulan nostaljinin niteliğinde yatıyor. “Şah zamanı” ifadesi, bugünkü güçlüklerin gölgesinde yeniden canlanarak siyasi tartışmalarda sık sık ortaya çıkıyor. Ancak nostaljik özlemle somut siyasi talepleri birbirine karıştırmak, tutarlı bir muhalefet stratejisi kurulmasının önünde engel oluşturuyor. Üstelik monarşiyi canlandırma fikri birçok kişiye gerçek dışı gelirken “miras yoluyla devralınan taht” düşüncesinin de demokrasi söylemiyle bağdaştırılması güç. Dolayısıyla Pehlevi adı geçmişin sembolü olabilir; ancak gelecek için kapsayıcı bir proje sunamıyor.
Son olarak Rıza Pehlevi yıllardır “özgür İran”dan ve bir “geçiş dönemi”nden söz etse de ekonomi, etnik azınlıklar, kadın hakları veya dış politika gibi temel meselelerde somut bir yol haritası ortaya koymadı. “Veliaht” ve “meşru varis” olmanın ötesinde, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir siyasi vizyondan yoksun. İran-İsrail çatışması sırasında yaptığı bazı açıklamalar güçlü tepkiler yarattı ve onu ülke içindeki kamuoyundan daha da uzaklaştırdı. Şehirlerine bombalar yağarken insanları sokağa çağırması, aynı zamanda bu saldırıları gerçekleştiren aktörlerle aynı safta görünmesi, İran toplumunu şekillendiren güçlü milliyetçi hassasiyetlerle çatıştı. Böyle bir figür bir şekilde liderliği üstlense bile iktidarını sağlamlaştırması neredeyse imkânsız olacaktır. Zamanla birçok kişi onu düşmanla iş birliği yapan biri olarak görecektir.
Şah gerçekten yönetebilir mi?
Müesses nizam içindeki yeraltı ağları şimdiden sistemik bir krize hazırlanıyor. Aynı zamanda milliyetçi grupların Rıza Pehlevi'yi yabancı güçlerle iş birliği yapan biri olarak sunması muhtemel. Çünkü yakın İran tarihini bilen herkesin bildiği gibi, İran'daki Batı karşıtlığı İslam Devrimi'nden önceye, 19. yüzyılın sonlarına uzanır. Kriz sonrası her senaryoda ülkenin parçalanması ihtimali toplumda derin bir travma yaratabilir ve gizli örgütlenmelere daha geniş destek sağlayabilir.
İran aynı zamanda yalnızca rejim değişikliğiyle çözülemeyecek yapısal sorunlarla karşı karşıya. Ekonomik güçlükler, işsizlik, çevre krizleri ve toplumsal eşitsizlik bir gecede ortadan kalkabilecek meseleler değil. Pehlevi iktidara gelse bile insanlar aynı sorunlarla boğuşmayı sürdürecek; “hiçbir şey değişmedi, işler daha da kötüleşti” düşüncesiyle hayal kırıklığı beklentileri hızla gölgede bırakabilecektir.
Böyle bir durumda “Bu yıkıma mollalar sebep oldu” anlatısı güçlü bir karşılık bulmayabilir. Nostaljik refleksler yeniden ortaya çıkacak; din adamlarının ne kadar “vatansever” ve “millî” olduğunu vurgulayan söylemler özellikle kırsalda kolayca destek bulabilecektir. Bu nedenle Rıza Pehlevi dış destekle iktidara gelse bile gerçekten yönetebilmesi olası görünmüyor. Muhtemelen babasının karşılaştığından çok daha sert bir toplumsal ve siyasi muhalefetle karşılaşacaktır.
Pehlevi Hanedanı'na ilişkin senaryolar özellikle diaspora tartışmalarında sık sık gündeme geliyor. Ancak tarihsel hafıza, toplumsal hassasiyetler ve çözülmemiş yapısal sorunlar dikkate alındığında Rıza Pehlevi'nin İran içinde kalıcı bir siyasi ağırlık kazanması pek olası görünmüyor. Nostaljik semboller onu kamuoyu tartışmalarında tutabilir; fakat bir gün iktidara gelirse yine aynı krizlerle yüzleşecek ve beklentiler hızla hayal kırıklığına dönüşecektir. Şu anda İran içinde sistemi temelden sarsabilecek bir kırılmaya işaret eden hiçbir şey yok. “Pehlevi meselesi”nin siyasi gerçeklikten kopuk kalmasının nedeni bu.
Hanedan, İran'ın geleceğinde değil, hatıralarında yaşıyor ve hatıralar tek başına rejimleri devirmiyor. Çevrim içi trol çiftlikleri ne kadar eşgüdümlü çalışırsa çalışsın bu gerçek değişmiyor.
Bu yazı ilk olarak 28 Ağustos 2025 tarihinde Daily Sabah gazetesinde yayımlandı.
Bağlantı: https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/pahlavi-nostalgia-a-legacy-without-future
