Oral TOĞAKişisel Websitesi
TR

Adalar Hakkında - 1: Kuzey Ege Adaları

Oral Toğa25 Ekim 202610 dk okuma
Midilli şehri, liman (2015). Fotoğraf: Ggia (CC BY-SA 4.0).

Yunanistan'ın 2021 nüfus sayımına göre Kuzey Ege Bölgesi 194.943 kişilik nüfusuyla ülkenin en az nüfuslu bölgesidir. Bölge 2011-2021 arasında nüfusunun yüzde 2,6'sını kaybetmiştir. Beş ada biriminin dördünde nüfus azalmış, yalnızca İkarya'da artmıştır. İkarya'nın ne güçlü bir turizmi ne de sanayisi vardır. Ada yakın tarihte bir sürgün yeri olarak bilinirken bugün daha çok sakinlerinin uzun yaşamasıyla anılmaktadır.

Bu tablo, aynı idari bölgede yer alan adaların birbirinden ne kadar farklı işlediğini göstermektedir. Kuzey Ege adaları haritada tek bir grup gibi görünse de her birinin geçim kaynağı, mülkiyet yapısı, devletle ilişkisi ve yakın tarihi farklıdır. Yunan adalarını ada grupları hâlinde ele alacağım yazıların ilki olan bu yazı, Kuzey Ege adalarını bu farklar üzerinden incelemektedir.

Bölge idari olarak Midilli, Limni, Sakız, Sisam ve İkarya olmak üzere beş birimden oluşur. Bozbaba (Ayios Efstratios), İpsara, Inuses ve Furni gibi küçük adalar da bu birimlere bağlıdır. Bölgenin merkezi Midilli şehridir. Coğrafi olarak aynı denizde bulunan Taşoz ve Semadirek ise Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi'ne bağlı olduğundan yazının kapsamı dışında bırakılmıştır.

Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye'de Midilli haritası (17. yüzyıl sonu nüshası). Walters Art Museum.
Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye'de Midilli haritası (17. yüzyıl sonu nüshası). Walters Art Museum.

Midilli

Midilli 1912'ye kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır. Adanın ekonomisi zeytine dayanıyordu ve zeytinyağı ile sabun başlıca ihraç ürünleriydi. Valinin yağ ticaretindeki tekelinin kaldırılmasıyla birlikte Hristiyan Osmanlı tebaasından girişimciler zeytinliklerini genişletmiş ve yağ üretimini makineleştirmiştir. Ada 1880'lerden itibaren hızla sanayileşmiştir. Avrupa'dan getirilen makinelerin gümrüksüz ithal edilebilmesi bu süreci hızlandırmıştır. 1912'de adada 113 makineli yağhane, prinadan yağ çıkaran 6 fabrika ve 14 sabunhane bulunuyordu. Üretim Anadolu kıyılarına, Ege adalarına ve Karadeniz limanlarına satılıyordu.

Bu sanayinin içinde dikkat çekici bir örnek Ayia Paraskevi köyünün yağhanesidir. Köy halkı 1910'da ortak bir yağhane kurmuş ve kârın köyün eğitim ve sosyal işlerine harcanmasını kararlaştırmıştır. Yağhaneye "του Κοινού η Μηχανή" (tu Kinu i Mihani) adı verilmiştir. Buradaki "kinó" sözcüğü köy topluluğunu ifade eder. Ad Türkçeye kabaca "Köyün Makinesi" diye çevrilebilir. Yağhane 1911'de çalışmaya başlamış ve yaklaşık 55 yıl kesintisiz işlemiştir. 1967'de askerî cunta köy meclisi üyelerinin çoğunu tutuklayınca yağhane de kapanmıştır. Bina bugün Midilli Endüstriyel Zeytinyağı Üretimi Müzesi olarak kullanılmaktadır. Bu örnek, adada makine sahipliğinin ayrı bir güç kaynağı olduğunu ve köylülerin bu gücü ortaklık yoluyla edinmeye çalıştığını göstermektedir.

Ayia Paraskevi'deki ortak yağhanenin bacası. Yapı bugün Midilli Endüstriyel Zeytinyağı Üretimi Müzesi olarak kullanılıyor. Fotoğraf: PanosMtln (CC BY-SA 4.0).
Ayia Paraskevi'deki ortak yağhanenin bacası. Yapı bugün Midilli Endüstriyel Zeytinyağı Üretimi Müzesi olarak kullanılıyor. Fotoğraf: PanosMtln (CC BY-SA 4.0).

1922 Midilli için ikinci büyük kırılmadır. O yıl adaya çoğu İzmir, Bergama ve Ayvalık çevresinden açık teknelerle kaçan yaklaşık 47.000 mülteci gelmiştir. 1923 mübadelesiyle bu sayı daha da artmıştır. Gelenler de Rumca konuşan Ortodoks Hristiyanlardı. Buna rağmen ada halkı onlara pek iyi davranmamıştır. Yunancada bu ayrım yerli anlamındaki ντόπιος (dopios) ve mülteci anlamındaki πρόσφυγας (prosfigas) sözcükleriyle ifade edilir. Bugün ada nüfusunun yarısından fazlasının 1922 mültecilerinin soyundan geldiği tahmin edilmektedir. Aynı kırılma adanın ticaretini de etkilemiştir. Anadolu pazarının kaybedilmesiyle bazı yağhaneler kapanmış, Midillili iş insanları Pire ve Girit'e yönelmiştir.

Adanın gündelik toplumsal düzeninde kahvehanenin (καφενείο, kafenio) ayrı bir yeri vardır. Kahvehane köyde erkeklerin alanıdır. Antropolog Evthimios Papataksiarhis 1979-1981 yılları arasında adanın kuzeyindeki bir köyde yaptığı saha çalışmasında erkeklerin kahvehanede kurduğu dostlukları incelemiştir. Papataksiarhis bu dostlukların akrabalıktan ve çıkar ilişkilerinden ayrı tutulduğunu tespit etmiş ve bunları "gönül dostluğu" olarak tanımlamıştır. Aynı köyde kadınlar aile dışında bu türden dostluklar kurmuyordu. Yunan köy etnografilerinde kadının alanı genellikle ev, mahalle ve kilise olarak tarif edilir. Bu açıdan 1983'te Petra köyünde kurulan kadın kooperatifi önemlidir. Yunanistan'ın ilk tarım turizmi kooperatifi olan bu yapıyı köyün kadınları yönetmiş, misafirler köy evlerinde ağırlanmıştır.

Günümüz Midilli'sinde iki yeni nüfus grubu öne çıkmaktadır. Birincisi öğrencilerdir. 1984'te kurulan Ege Üniversitesi'nin (Πανεπιστήμιο Αιγαίου) merkezi Midilli şehrindedir. İzmir'deki Ege Üniversitesi ile karıştırılmaması gereken bu üniversitenin bölümleri Sakız, Sisam, Limni, Rodos ve Şira'ya dağıtılmıştır. Üniversitenin 2019 itibarıyla yaklaşık 10.000 öğrencisi bulunuyordu. Bu yapı, kışın nüfusu azalan adalara her yıl düzenli olarak genç bir nüfus getirmektedir.

İkinci grup sığınmacılardır. Midilli 2015'te Avrupa'ya yönelen göç dalgasının başlıca giriş noktası olmuştur. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre o yılın Kasım ortasına kadar Yunanistan'a deniz yoluyla ulaşan 660.000 kişinin yarısından fazlası Midilli'ye çıkmıştır. Adanın kuzeyindeki 150 nüfuslu balıkçı köyü Skala Sikamias tek başına 200.000'i aşkın kişiyi karşılamıştır. Ada halkının bu dönemdeki tutumu 2016'da Nobel Barış Ödülü adaylığına konu olmuştur.

Skala Sikamias açıklarında kıyıya yaklaşan botlar (29 Ekim 2015). Fotoğraf: Ggia (CC BY-SA 4.0).
Skala Sikamias açıklarında kıyıya yaklaşan botlar (29 Ekim 2015). Fotoğraf: Ggia (CC BY-SA 4.0).

Ne var ki bu dayanışma uzun sürmemiştir. Şubat 2020'de hükümetin adalarda yeni kapalı merkezler kurma kararı sert tepkiyle karşılanmıştır. Midilli'de yüzlerce kişi inşaat makinelerinin adaya çıkarılmasını engellemeye çalışmış ve polisle çatışmalar yaşanmıştır. Midilli, Sakız ve Sisam'da genel grev ilan edilmiştir. Aynı yılın Eylül ayında kapasitesinin dört katına, 12.000'i aşkın kişiye ulaşan Moria kampı yanmıştır. Kampın yerine Mavrovuni'de geçici bir kamp kurulmuş, Vastria'da yapılması planlanan kalıcı merkez ise uzun süre tartışma konusu olmuştur. Papataksiarhis bu süreci anlattığı çalışmasına "Geçici Bir Vatanseverlik" adını vermiştir.

Göç krizi turizmi de etkilemiştir. Adaya gelen charter uçuşları 2015'ten 2016'ya yüzde 60-70 oranında azalmış, 2015'te 53 olan kruvaziyer gemisi sayısı 2017'de bire düşmüştür. Göç yolu ise son yıllarda güneye kaymıştır. 2025'te Yunanistan'a deniz yoluyla gelenlerin yüzde 47'si Girit'e ulaşırken Midilli'nin payı yüzde 10'da kalmıştır.

Moria kampı, kapatıldıktan sonra (2022). Fotoğraf: James O'Leary (CC BY-SA 4.0).
Moria kampı, kapatıldıktan sonra (2022). Fotoğraf: James O'Leary (CC BY-SA 4.0).

Sakız

Sakız'ın toplumsal yapısını belirleyen temel ayrım kuzey ile güney arasındadır. Damla sakızı veren ağaç yalnızca adanın güneyinde reçine verir. Bu nedenle güneydeki 24 köy Μαστιχοχώρια (Mastihohoria), yani "sakız köyleri" olarak anılır. Pirgi, Mesta ve Olimbi bu köylerin en bilinenleridir. Köyler korsan saldırılarına karşı kale düzeninde inşa edilmiş, dış sıradaki evler köyün surunu oluşturmuştur.

Adanın serveti yüzyıllardır bu reçineye bağlıdır. 1346'da adayı ele geçiren Cenevizliler adayı Maona adlı bir şirket aracılığıyla yönetmiş ve sakız ticaretini tekellerine almıştır. Bu düzen 1566'ya kadar sürmüştür. Osmanlı döneminde de sakız değerli bir ürün olarak görülmüş, ada bu sayede önemli imtiyazlar elde etmiştir. Bununla birlikte üreticiler sakızlarını 1840'a kadar serbestçe satamıyordu. Kuzey ile güney arasındaki ayrımın keskinliği 1822'de görülmüştür. Adadaki isyanın ağır biçimde bastırılması sırasında kuzeyde kalanlar büyük kayıplar vermiş, sakız köylerinin halkı ise padişahın affı kapsamında tutulmuştur.

Güneyin bugünkü ekonomik düzeni bir kooperatif yapısına dayanır. 1938'de kurulan Sakız Üreticileri Birliği, 24 köydeki 20 kooperatifin çatı kuruluşudur ve sakızın Yunanistan'da ve yurt dışında satışını tek elden yürütmektedir. UNESCO 2014'te Sakız'daki sakız yetiştirme bilgisini İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine almıştır. Pirgi'deki Sakız Müzesi ise 2016'da açılmıştır.

Pirgi'de kazıma tekniğiyle süslenmiş evler. Fotoğraf: Mätes II. (CC BY-SA 3.0).
Pirgi'de kazıma tekniğiyle süslenmiş evler. Fotoğraf: Mätes II. (CC BY-SA 3.0).

Adanın kuzeyinde ise belirleyici olan denizciliktir. Kardamila köyü ve karşısındaki Inuses adaları Yunan armatörlüğünün en köklü ailelerinin çıktığı yerlerdir. Livanos ailesi Kardamila'dan, Lemos ve Pateras aileleri ise Inuses'ten gelmektedir. Sektör yayını TradeWinds'e göre dünya ticaret filosunun yaklaşık onda birini yöneten Yunan armatörler kökenlerini Sakız ve Inuses'e dayandırmaktadır. Bu ailelerin çoğu yılın büyük bölümünü adada geçirmez. Daha önce "Yunan Basını ve Diaploki Çarkı" yazısında ele aldığım armatör sermayesinin toplumsal köklerinden biri de bu bölgedir.

İki bölge arasında kalan Kambos ise adanın eski tüccar zenginliğini temsil eder. Şehrin güneyindeki bu ovada yüksek taş duvarlarla çevrili konaklar ve narenciye bahçeleri bulunur. İlk konaklar Ceneviz döneminde inşa edilmiş, Osmanlı döneminde adanın tüccar ve gemici aileleri de burada konak yaptırmıştır.

Kambos'ta bir konak. Fotoğraf: Vgargan (CC BY-SA 4.0).
Kambos'ta bir konak. Fotoğraf: Vgargan (CC BY-SA 4.0).

Sakız'a bağlı İpsara 1821'de Yunan isyanının üç büyük donanmasından birini sağlamış, 1824'te Osmanlı donanmasının saldırısıyla büyük ölçüde yıkılmıştır. 2021 sayımında adanın nüfusu 420'dir.

Günümüzde Sakız'ın gündemini en çok orman yangınları belirlemektedir. NASA'ya göre 2012'deki yangın sakız ağaçlarının yarısından fazlasını yakmış ve dünya piyasasında sakız sıkıntısına yol açmıştır. Haziran 2025'teki yangınlarda yanan alan kaynaklara göre 2.000 ile 6.500 hektar arasında değişmektedir. Bu yangınlarda sakız bahçelerinin büyük kısmı kurtarılmış, ancak Lithi gibi köylerde zarar meydana gelmiştir. Tek bir ağaca bağlı bir ekonomide yangınlar doğrudan bir geçim meselesidir.

Sisam

Sisam'ın 19. yüzyılı bölgenin geri kalanından farklı bir seyir izlemiştir. Ada 1834-1912 yılları arasında Sisam Beyliği (Ηγεμονία της Σάμου) adıyla özerk bir yönetime sahipti. Beylik Osmanlı hazinesine yıllık vergi ödüyor ve kendi bayrağını kullanıyordu. Adayı Babıâli tarafından atanan Rum Ortodoks bir bey yönetiyordu. Adanın kendi meclisi de bulunuyordu.

Özerklik adanın iç siyasetini de biçimlendirmiştir. Ada siyaseti isyan geleneğini sürdüren Karmanyoller ile beye yakın duran Kalikancarlar arasında geçmiştir. İkinci grubun adı Yunan halk inancındaki cinlerden gelmektedir. İlk bey Stefanos Vogoridis bu gruba dayanarak yönetmiş, tarım ürünlerine ağır vergiler koymuş ve 1849'da görevden alınmıştır.

Stefanos Musurus'un Sisam Beyi olarak yemin töreni (Temmuz 1896).
Stefanos Musurus'un Sisam Beyi olarak yemin töreni (Temmuz 1896).

Beyliğin kalıcı etkisi ekonomide görülür. Gümrük muafiyeti gibi ayrıcalıklar adada sanayinin gelişmesine imkân tanımıştır. 19. yüzyılın sonunda Vathi'de tütün sanayisi, Karlovasi'de ise tabakhaneler kurulmuştur. 1880-1930 arasında Karlovasi'de 50'den fazla tabakhane ve 300 işçi bulunuyordu. 1908'de tabakhane işçilerinin kendi sendikası vardı. Ne var ki küçük tabakhaneler büyük sanayiyle rekabet edememiş ve 20. yüzyıl boyunca kapanmıştır. Eski bir tabakhane bugün Yunanistan'daki tek tabakhane müzesi olarak kullanılmaktadır. Karlovasi ise günümüzde Ege Üniversitesi'nin bölümlerine ev sahipliği yapmaktadır.

Sisam ekonomisinin bir diğer ayağı şaraptır. 1934'te adadaki 26 yerel kooperatif bir araya gelerek Sisam Şarap Kooperatifleri Birliği'ni kurmuştur. Adanın bütün bağcılarını temsil eden birliğin amacı üreticiyi tüccar karşısında korumaktı. Birlik uzun yıllar adanın şarabını tek elden işleyip satmıştır. Sisam misket şarabının büyük kısmı bugün de ihraç edilmektedir.

Bu açıdan Sakız ile Sisam benzer bir yol izlemiştir. İki adanın ana ürünü de 1930'larda kurulan ve satışı tek elde toplayan kooperatiflerle örgütlenmiştir. Midilli'de ise zeytinyağı üretimi ağırlıklı olarak özel yağhanelerin ve tüccarların elinde kalmış, ortaklık modeli Ayia Paraskevi gibi köylerde denenmiştir.

Sisam'ın güncel gündeminde de göç önemli bir yer tutmaktadır. Avrupa Birliği fonlarıyla kurulan ilk "kapalı ve kontrollü" merkez Eylül 2021'de Sisam'ın Zervu bölgesinde açılmıştır. 3.000 kişilik merkez çift sıra dikenli telle çevrilidir. 2025'te Yunanistan'a deniz yoluyla gelenlerin yüzde 12'si Sisam'a ulaşmıştır.

İkarya

İkarya'nın yakın tarihi ekonomiden çok siyasetle belirlenmiştir. Adalılar 17 Temmuz 1912'de adadaki küçük Osmanlı garnizonunu çıkararak İkarya Serbest Devleti'ni ilan etmiştir. Hekim Yannis Malahias'ın başkanlığındaki bu yapı kendi pulunu basmış ve kendi marşını kabul etmiştir. Yiyecek ve ulaşım sıkıntısı içinde geçen beş ayın ardından ada 4 Kasım 1912'de Yunanistan'a katılmıştır.

İç savaş yıllarında İkarya bir sürgün yerine dönüşmüştür. Kaynaklara göre adaya 13.000 ile 15.000 arasında solcu sürgün gönderilmiştir. Bazı kaynaklar bu sayının adanın o dönemki nüfusunun neredeyse iki katı olduğunu belirtmektedir. İkarya'da kamp kurulmamış, sürgünler köylerdeki boş evlere yerleştirilmiştir. Adanın "Kızıl Kaya" (Κόκκινος Βράχος, Kokinos Vrahos) lakabı bu dönemden kalmadır.

Bu geçmiş günümüz siyasetinde de izlenebilir. Yunanistan Komünist Partisi (KKE) Haziran 2023 seçimlerinde ülke genelinde yüzde 7,7 oy alırken İkarya'da yüzde 35,86 ile birinci parti olmuştur. Parti aynı yılın yerel seçimlerinde adanın belediye başkanlığını da kazanmıştır.

İkarya'nın bir diğer özelliği sakinlerinin uzun ömrüdür. 2009'da yürütülen İkarya Araştırması'na adanın 30 yaş üzerindeki 1.420 sakini katılmış ve katılımcıların yüzde 13'ünün 80 yaşın üzerinde olduğu görülmüştür. Araştırmacılar bu yaşlıların büyük çoğunluğunun her gün bedenen çalıştığını, öğle uykusuna yattığını ve sık sık bir araya geldiğini tespit etmiştir. Depresyon oranının ise son derece düşük olduğu belirlenmiştir.

Adadaki toplumsal hayatın merkezinde köy bayramları, yani πανηγύρι (panigiri) bulunur. Panayırlar yaz boyunca köyden köye kurulur ve çoğu zaman gece boyunca sürer. Geleneksel olarak bu bayramların geliri köyün yoluna, suyuna ve meydanına harcanmıştır. Bu yönüyle panayır, Ayia Paraskevi'deki ortak yağhaneye benzer biçimde köyün ortak ihtiyaçlarını karşılayan bir araç olmuştur.

İkarya, Karavostamo panayırı (Ağustos 2014). Fotoğraf: ΖῷονΠολιτικόν (CC BY-SA 4.0).
İkarya, Karavostamo panayırı (Ağustos 2014). Fotoğraf: ΖῷονΠολιτικόν (CC BY-SA 4.0).

İkarya bölge biriminin nüfusu 2011-2021 arasında 9.882'den 10.189'a yükselmiştir. Furni adalarını da kapsayan bu birim, Kuzey Ege'de nüfusu artan tek ada birimidir. Bu artışın nedenleri ayrıca incelenmeyi hak etmektedir.

Limni ve Bozbaba

Limni'nin modern tarihinde belirleyici olan Mondros limanıdır. Gelibolu Yarımadası'na yüz kilometreden daha yakın olan ada, büyük bir donanmayı barındırabilecek bir koya sahiptir. İtilaf devletleri 1915'te Çanakkale Muharebeleri için ileri üslerini burada kurmuştur. Adaya Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Mısır'dan on binlerce asker gelmiştir. 24 Nisan 1915 akşamı yaklaşık 200 gemi çıkarma için Mondros'tan yola çıkmıştır. Yaralılar da Limni'ye getirilmiştir. Portianos'taki mezarlıkta yatan 347 askerin 50'si Avustralyalıdır. Osmanlı Devleti açısından Birinci Dünya Savaşı'nı sona erdiren Mondros Mütarekesi de 30 Ekim 1918'de bu limanda, HMS Agamemnon zırhlısında imzalanmıştır.

H. C. Marshall, Mondros limanında gün batımı (20 Nisan 1915). State Library of New South Wales.
H. C. Marshall, Mondros limanında gün batımı (20 Nisan 1915). State Library of New South Wales.

Limni'nin güneyindeki Bozbaba ise uzun süre sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Ada 1920'lerin sonundan 1960'ların başına kadar, ardından cunta döneminde yeniden siyasi sürgünlere ev sahipliği yapmıştır. Bazı dönemlerde sürgünlerin sayısı ada halkının iki katını aşmıştır. Şair Yannis Ritsos ve besteci Mikis Theodorakis de buraya sürülenler arasındadır. 1968'de meydana gelen büyük deprem köyün neredeyse tamamını yıkmış, yerine askerî kamp düzeninde sıralanmış beton prefabrik evler yapılmıştır.

Bozbaba son yıllarda farklı bir nedenle gündeme gelmektedir. Ekim 2026'da yayımlanan haberlere göre ada, elektriğinin yüzde 91'ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamaktadır. Adanın en yüksek noktasına 900 kilovatlık bir rüzgâr türbini kurulmuş, buna bir güneş santrali ve depolama sistemi eklenmiştir. 7,23 milyon avroluk projenin yüzde 85'i Avrupa Birliği tarafından karşılanmıştır. Adada bugün yaklaşık 250 kişi yaşamaktadır.

Bozbaba limanı. Fotoğraf: Yorgos Iak. Epsimos (CC BY-SA 3.0).
Bozbaba limanı. Fotoğraf: Yorgos Iak. Epsimos (CC BY-SA 3.0).

Sonuç

Kuzey Ege adalarının geleneksel düzeni üç unsura dayanıyordu. Birincisi adanın ana ürünüydü. Bu ürün Midilli'de zeytinyağı, Sakız'da sakız, Sisam'da ise şarap ve deriydi. İkincisi denizcilikti. Özellikle Sakız'ın kuzeyinde deniz, büyük aile servetlerinin kaynağı olmuştur. Üçüncüsü merkezi devletle ilişkiydi. Devlet adalara farklı dönemlerde vergi, asker ve sürgün göndermiştir.

Bugün bu düzen değişmektedir. Ana ürünler varlığını sürdürse de adaların ekonomisini tek başına taşımamaktadır. Sakız ve şarap kooperatifleri hâlâ faaliyettedir, Ayia Paraskevi'nin ortak yağhanesi ise bir müzeye dönüşmüştür. Adalara artık her yıl öğrenciler, turistler ve sığınmacılar gelmektedir. Bu grupların hiçbiri adaya kalıcı olarak yerleşmese de adanın ekonomisini ve gündelik hayatını önemli ölçüde etkilemektedir. Bölgenin toplam nüfusu ise azalmaya devam etmektedir.

Kuzey Ege adaları Kiklad adaları kadar turizme bağımlı değildir. Zeytin, sakız ve şarap hâlâ önemli geçim kaynaklarıdır. Öte yandan aynı adalar son on yılda Avrupa'nın göç politikasının en görünür sahnelerinden biri olmuştur. Ada halkının 2015'teki dayanışması ile 2020'deki protestoları ilk bakışta birbiriyle çelişir gibi görünmektedir. Ancak iki tepki de adalıların, adaları hakkında uzaktan verilen kararlar karşısında söz sahibi olma isteğiyle birlikte okunabilir. Bölgenin geleceği büyük ölçüde kış aylarında adada kalan nüfusun büyüklüğüne bağlı olacaktır.