İsrail'in hava saldırıları askerî zayıflıktan fazlasını ortaya koydu; İran'ın birbirine bağlı bir dünyada stratejik düşünme kapasitesindeki sistemik bir aksaklığı açığa çıkardı.

Haziran 2025'te İsrail'in İran'a hava saldırıları, yalnızca fiziksel altyapıyı değil, İran'ın stratejik karar alma aygıtındaki daha derin yapısal kusurları da gözler önüne serdi.
Ülke sınırları dışında yürütülen askerî eylemlerin daha geniş bir örüntüsünün parçası olan bu saldırganlık, Tel Aviv'in bölgesel uzlaşı olmadan gerilimi tırmandırmaya hazır olduğunu bir kez daha gösterdi.
Çatışma; yaygın eşgüdüm aksaklıklarını, komuta merkezlerinin gecikmiş tepkilerini ve kesintiye uğramış bilgi akışlarını açığa çıkardı. Bunların hepsi, yüksek yoğunluklu bir saldırıya hazırlıksız bir devletin belirtileriydi.
İstihbarat servisleri arasında çakışan yetki alanları, sivil kurumlarla güvenlik kurumları arasındaki zayıf koordinasyon ve derinleşen kurumlar arası rekabet gibi iç etkenler rol oynasa da bu operasyonel sorunlar, daha temel bir nedene işaret ediyor: İran'ın kapalı, tek yönlü ve ideolojik olarak kısıtlanmış bilgi mimarisi.
İran'ın yaşadığı şok, yalnızca askerî hazırlıksızlıktan değil, bilgi üretme ve değerlendirme süreçlerindeki daha derin kör noktalardan da kaynaklanıyordu.
Kapalı bir döngüde stratejik düşünmek
Epistemik izolasyon, bir devletin dış bilgi kaynaklarını sistemli biçimde dışlarken bilgiyi yalnızca kendi ideolojik, kurumsal ve kültürel referans sistemi içinde üretme ve değerlendirme eğilimi olarak tanımlanabilir. İran İslam Cumhuriyeti uzun süredir bu modele örnek oluşturuyor.
Rejim, ideolojik çerçevesine uygun aktörlerle temas kurarken küresel akademik, stratejik veya teknolojik bilgi alanlarıyla anlamlı bir kurumsal etkileşimden kaçınıyor.
Bu durum İran'ın alternatif senaryolar kurma, hasım davranışlarını analiz etme ve stratejik uyum sağlama kabiliyetini zayıflatıyor. Bilgi üreten aktörlerin ne çeşitlilik gösterdiği ne de işlevsel olarak bütünleştiği böyle bir ortamda stratejik düşünce, kendi referansları etrafında dönen bir döngüye hapsoluyor.
İran örneğinde bu, güncel tehditleri değerlendirirken sabit varsayımlara ve geçmiş deneyimlerin katılaşmış yorumlarına sürekli dayanılması biçiminde ortaya çıkıyor.
Söz konusu olan ister siber saldırı, ister protesto hareketi, ekonomik aksama veya istihbarat sızıntısı olsun, ilk tepki çoğu zaman eldeki kanıtlardan bağımsız olarak sorumluluğu İsrail'e ya da ABD'ye yüklemek oluyor.
İranlı yetkililer COVID-19 salgınını bile ABD-İsrail kaynaklı bir biyolojik silah olarak tanımladı; TikTok gibi platformları Siyonist nüfuz araçları olarak sundu. Bu refleksif tepkiler, İran'ın tehdit algısının dar bir ideolojik ve tarihsel şablonlar kümesine nasıl bağlı kaldığını gösteriyor.
İçeride bilgi üretimi sıkı ideolojik denetime tabi. Üniversitelerin, düşünce kuruluşlarının, medya organlarının ve uzman çevrelerinin bağımsız hareket etmesine izin verilmiyor. Hâkim ideolojik çerçeveden ayrılan analizler sistemli biçimde bastırılıyor veya marjinalleştiriliyor.
Bu da devlet destekli araştırma enstitüleri ve sadık akademik ağlar dâhil rejime yakın bazı entelektüel çevrelerin güvenlik söylemi üzerinde tekel kurmasını sağladı. Bu söylem zamanla devletin resmî tehdit algısından ayırt edilemez hâle geldi.
Sonuç olarak istihbarat süreçleri, alternatif senaryolara, eleştirel bakışlara veya bağımsız epistemolojik yaklaşımlara kapalı hâle geliyor.
Güvenlik ve dış politika analizlerini öncelikle siyasi sadakat temelinde seçilmiş dar bir kadro yürütüyor. Bu da sınırlı öngörü ve katı karar alma yapılarıyla nitelenen bir stratejik kültüre yol açıyor.
Bilgi üretimindeki çeşitliliğin bu şekilde bastırılması, yalnızca sistemin entelektüel dinamizmini değil, stratejik esneklik kapasitesini de azaltıyor.
İran'ın bilgiye kapalılığı kuramla veya kurum kültürüyle sınırlı kalmıyor; askerî pratiğe de uzanıyor. İran zaman zaman seçilmiş ortaklarla sınırlı ikili tatbikatlar yapsa da süreklilik taşıyan, kurumsallaşmış çok taraflı askerî iş birliğine katılmıyor ya da katılamıyor. Böylece değişen muharebe doktrinlerini, müşterek harekât taktiklerini ve yeni hibrit tehditlere verilen yanıtları doğrudan ve sistemli biçimde gözlemleme fırsatlarını kaybediyor.
Bu tatbikatlar yalnızca güç gösterileri değildir. Uyum sağlama, karşılaştırma ve öğrenme açısından bilgi laboratuvarları işlevi görürler.
İran bunların dışında kalarak kendi devrim ve savaş dönemi deneyimlerine dayanan geçmiş modelleri tekrarlamayı sürdürüyor. İran-Irak Savaşı'ndan miras kalan “asimetrik savunma”, “halk direnişi” ve “balistik caydırıcılık” gibi doktrinler stratejik düşüncesinin merkezinde yer almaya devam ediyor.
Oysa modern savaş; yapay zekâ tabanlı komuta sistemleri, hassas vuruş kapasitesi ve gerçek zamanlı bilgi bütünleştirmesiyle desteklenen çok alanlı harekâtlara dönüştü.
Bu yeniliklerle etkileşim kuramayan İran, stratejik çevikliğini giderek kaybediyor ve güncel güvenlik dinamiklerini eskimiş paradigmalarla yorumlamaya yöneliyor. Bu da tepkilerini giderek daha öngörülebilir kılıyor.
İran'ın dış dünyayla temas stratejisi, bu zihinsel kapalılığı daha da pekiştiriyor.
Özellikle Batılı veya rakip devletlerle diplomatik diyalog, karşılıklı anlayış ya da senaryo sınaması fırsatı olarak görülmüyor. Bunun yerine çoğu zaman ideolojik anlatıları yansıtma ve iç kamuoyu önünde rejimin meşruiyetini güçlendirme platformu olarak kullanılıyor. Bu tutum yalnızca üst düzey müzakereleri değil, normalde stratejik analizi zenginleştiren gayriresmî bilgi akışlarını ve gözlemleri de sınırlıyor.
İletişim tek yönlü ve retorik bir nitelik kazandıkça karşı aktörlerin niyetlerini, algılarını ve kırılganlıklarını doğru değerlendirme becerisi zayıflıyor. Böylece stratejik analiz, değişen küresel gerçekliklerden giderek kopuyor ve önceden belirlenmiş ideolojik senaryolara daha çok dayanıyor.
Stratejik kültüre ilişkin bir risk
Bu bilgiye kapalılığın en önemli sonuçlarından biri, rejimin kendi ideolojik çizgisinden ayrılan düşünürlerle, kurumlarla veya bilgi çerçeveleriyle etkileşime girmeyi bilinçli biçimde reddetmesi.
Bu yalnızca muhalif sesler için değil, potansiyel olarak yararlı ve düşmanca olmayan bakışlar için de geçerli.
Akademik iş birliği, kurumsal etkileşim ve küresel strateji forumlarına katılım ya sıkı denetim altında tutuluyor ya da sistemin resmî anlatısını yalnızca pekiştiren temsilcilere bırakılıyor.
İran'daki siyasi yapı, dışarıdan gelen stratejik bilgi ve analizin yalnızca yönetim açısından risk değil, ideolojik sızma tehdidi de oluşturduğuna inanıyor. Sonuç olarak bilginin üretimi ve dolaşımı, sıkı biçimde kontrol edilen ve içeriye kapatılmış bir yapıda düzenleniyor.
Rejimin bakış açısından bu yaklaşım, ideolojik tutarlılık ve sistemik istikrar ihtiyacıyla örtüşen rasyonel bir tercih oluşturuyor.
Ancak bu seçicilik, İran'ı dost ya da kendisiyle uyumlu gördüğü aktörlerle sınırlı, dar bir bilgi evrenine hapsediyor. Böyle bir ortamda sınırlarının ötesindeki doktriner, teknolojik ve stratejik dönüşümlerle teması asgari düzeyde kalıyor.
Çeşitlilikten yoksun ve süzülmüş bilgiyle işleyen bir stratejik kültür, zamanla kapalı, katı ve stratejik sürprizlere giderek daha açık karar alma mekanizmaları üretecektir.
Dolayısıyla Haziran 2025 çatışması yalnızca İran'ın askerî hazırlığının sınanması olarak değil, stratejik öngörü kapasitesindeki gerilemenin daha geniş bir göstergesi olarak da görülmelidir.
Kriz; ciddi koordinasyon aksaklıklarını, kurumların yavaş tepkilerini ve baskı altında tehditleri önceliklendirememe sorununu açığa çıkardı. Bunlar yalnızca bürokratik verimsizliklerle veya istihbarat çekişmeleriyle açıklanamaz.
Temelde İran'ın dış bilgiye güvensizlik ve içeride sadakate dayanan uzmanlığa aşırı bağımlılıkla nitelenen epistemik izolasyonu, öngörme ve uyum sağlama kapasitesini ciddi biçimde zayıflattı.
Daha açık ve bütünleştirici bir stratejik zihniyetin yokluğunda, gelecekte muhtemelen daha da ağır maliyetlerle yaşanacak başarısızlıkların riski kabul edilemeyecek kadar yüksek kalıyor.
Bu yazı ilk olarak 24 Temmuz 2025 tarihinde TRT World'de yayımlandı.
