Oral TOĞAKişisel Websitesi
TR

Hazar artık güvenli bir geri bölge değil

Oral Toğa7 Ağustos 20266 dk okuma

Ukrayna’nın 25 Temmuz’da Hazar Denizi’nde düzenlediği saldırı bir İran gemisini vurdu ve bir mürettebat üyesini öldürdü. Tahran ilk günlerde misilleme tehdidinde bulundu, ardından dört gün içinde askerî karşılıktan tazminat talebine geçti. Bu geri adım, anlaşmazlığın çözülmesinden kaynaklanmadı. Mesele, her iki başkentin de etrafındaki belirsizliği korumayı seçmesiyle kapandı. Ancak belirsizlik, yalnızca belirli koşullar altında tırmanmayı frenledi ve bu koşullar kalıcı değil.

Operasyon tek bir gemiyle sınırlı değildi. Ukrayna Güvenlik Servisi, ikisi de Batı yaptırımları altındaki Rus yük gemileri Port Olya-2 ve Begey’in yanı sıra bunlara refakat eden bir füze botunu ve açık denizdeki bir petrol platformunu da hedef aldığını açıkladı. İran’a ait kuru yük gemisi Ana ilk açıklamada yer almıyordu. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, operasyonu Rusya ile İran arasında askerî yük taşıyan gemilere yönelik bir saldırı olarak tanımladı. Hedefler Ukrayna’nın en yakın sınırından 700 kilometreden (435 mil) fazla uzakta bulunuyor.

Kiev’in bu hedeflere uzanma kararı bir anda ortaya çıkmadı. Ukrayna, 2022’den beri kendi topraklarında İran tasarımı insansız hava araçlarıyla mücadele ediyor ve 2026’da bu deneyimini bölge ülkeleriyle paylaşmaya başladı. Zelenski ayrıca Rusya’nın Körfez’deki Amerikan tesislerine ilişkin uydu verilerini İran’a aktardığını öne sürdü. Bu iddia bağımsız olarak doğrulanmış değil. Yine de Kiev’in Rusya ve İran’ı giderek tek bir askerî sistemin bileşenleri olarak gördüğünü gösteriyor. Hazar saldırısı bu değerlendirmeyi lojistik alanına taşıyor.

Buna rağmen iddiayı destekleyen herhangi bir belge kamuoyuyla paylaşılmadı. Tarafların hiçbiri bir yük manifestosu yayımlamadı; İran ise geminin demir taşıdığını ve Astrahan’dan yola çıktığını belirtti. İkinci nokta önemli. Bu, geminin Rusya’ya doğru değil, Rusya’dan güneye doğru seyrettiği anlamına geliyor. Ana, kamuya açık yaptırım kayıtlarında da yer almıyor. Uluslararası insancıl hukuka göre bir ticaret gemisi, ancak askerî harekâta etkili bir katkı sağlıyorsa ve imhası belirli bir askerî avantaj sunuyorsa meşru hedef hâline gelir. Bayrak, güzergâh ve şüphe tek başına bu koşulu karşılamaz.

Krizi kapatan formül de aynı belirsizliğe dayanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Ukraynalı mevkidaşı Andriy Sibiha ile görüşmesinin ardından saldırının kasıtsız olduğuna dair güvence aldığını söyledi. Sibiha’nın kendi açıklamasında ise böyle bir kabul bulunmuyor. Ukraynalı bakan yalnızca ülkesinin eylemlerinin hiçbir zaman sivil gemileri veya insanları hedef alma amacı taşımadığını belirtti. Aynı görüşmeye ilişkin iki açıklama da kendi çerçevesi içinde tutarlı. Formül, Kiev hiçbir taviz vermeden Tahran’ın bir kabul elde ettiğini ileri sürmesini sağladı.

Bu alanın ne kadar dar olduğu, sonradan ortaya çıkan bilgilerle anlaşılıyor. İstihbarat hakkında bilgilendirilen yetkililere dayandırılan haberlere göre İran, Ukrayna’daki bir limana balistik füzeyle karşılık vermeyi değerlendirdi. Bu seçenek küçük savaş başlıklı tek bir füze, sınırlı hasar ve sembolik bir mesaj öngörüyordu. Yoğun diplomatik temaslar bu adımı durdurdu. Tahran daha sonra tazminata yöneldi. Zararın karşılanması, askerî bir karşılıklı saldırı yaratmadan tatmin sağlandığının ileri sürülebileceği bir zemin sunuyor.

Tahran’ın itidalini yalnızca kapasite yetersizliğiyle açıklamak eksik kalıyor. İran’ın Ukrayna’ya erişimi gerçekten sınırlı, ancak belirleyici etken Washington hattında yatıyor. Ağustos başında ABD planlanan bir saldırıyı iptal etti; Hürmüz’ün yeniden açılmasını, yaptırımların kaldırılmasını ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını kapsayan bir mutabakat metni masaya geldi. Nükleer dosya ise çözümsüz kalmaya devam ediyor. Ukrayna’daki bir limana füze saldırısı, bu süreci daha başında gömmek isteyenlere açıkça en güçlü gerekçeyi verecekti. Dolayısıyla Hazar’daki itidal, Hazar’a ilişkin bir yargıdan çok müzakere masasına ilişkin bir hesap.

Tahran bu arada olayı yeniden çerçevelemeye çalıştı. Arakçi, hem Avrupa Birliğine hem Rusya’ya saldırının Avrupa’yı savaşa çekmek amacıyla İsrail’in talebi üzerine gerçekleştirildiğini söyledi. Bu iddiaya ilişkin herhangi bir kanıt sunulmadı. Ancak amacı açık. Tahran ikili bir olayı Avrupa’nın sorununa dönüştürmeye çalışıyor. Bu tercih, İran’ın gemiden çok anlatı üzerinde mücadele ettiğini gösteriyor.

Savaş tehdidi altındaki Hazar

Olayın kapanması, ortaya çıkardığı sonuçları ortadan kaldırmıyor. Hazar, Rusya ve İran’ın Batı’nın gözlem ve erişiminin dışında yük taşıyabildiği tek sahne olarak her iki savaşın da geri bölgesi işlevini gördü. Bu niteliğin aşınması temmuz saldırısıyla başlamadı. İsrail’in mart ayında Hazar kıyısındaki İran deniz unsurlarına yönelik operasyonları süreci başlattı; Amerikan ablukasının güney limanlarını kapatması da kuzey güzergâhını Tahran için daha hayati hâle getirdi. Ukrayna’nın saldırıları tam da bu anda en gerekli koridoru güvensizleştirdi. Astrahan, Mahaçkale, Enzeli ve Emirabad’a uğrayan işletmeciler artık iki yıl önce bu denizde bulunmayan bir savaş riski profiliyle karşı karşıya. Bu profil sigorta primlerine, refakat gerekliliklerine ve yükleme takvimlerine yansıyor; fiilen hasar gören gemi sayısı az kalsa bile bütün zinciri yavaşlatıyor.

Hazar’ın Rusya için gördüğü işlev tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Ukrayna saldırılarının Karadeniz Filosu’nu yıpratmasının ardından Moskova, bazı deniz unsurlarını iç su yolları üzerinden Hazar’a taşıdı. Böylece deniz yalnızca bir lojistik güzergâhı değil, aynı zamanda bir sığınak hâline geldi. Refakat görevi yapan füze botunun uğradığı hasar, bu sığınağın da mutlak olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla Kiev’in mesajı Tahran’dan önce Moskova’ya yönelik.

Bu denizi kesen iki ulaştırma koridoru zıt yönlerde etkileniyor. Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru kaybediyor. Reşt ile Astara arasındaki demir yolu boşluğu hâlâ kapanmış değil ve savaş, liman ve altyapı yatırımlarını askıya aldı. Orta Koridor ise kazanıyor. Hürmüz’ün kapanmasından sonraki bir hafta içinde bu güzergâhtaki konteyner talebinin birkaç kat arttığı bildiriliyor. Bu değişim geçici bir hissiyattan ibaret değil. Risk fiyatlaması ateşkeslerden daha uzun ömürlü. Güzergâhın batı ucundaki Türkiye, hiçbir rol oynamadığı bir gelişme sayesinde konumunun güçlendiğini görüyor. Azerbaycan’ın çok sayıda Avrupalı alıcıya doğal gaz sağlayan bir ülke olması da Hazar’daki istikrarsızlığı bölgesel bir meseleden Avrupa’nın enerji sorununa dönüştürüyor.

Hukuki çerçeve bu değişime ayak uyduramadı. Hazar’ın hukuki statüsünü düzenleyen 2018 Sözleşmesi kıyıdaş devletlere barışçıl kullanım taahhüdü getiriyor ve kıyıdaş olmayan devletlerin silahlı kuvvetlerini denizden dışlıyor. Ancak metin, bu sulara hiç girmeyen bir devletin gerçekleştirdiği uzun menzilli saldırı hakkında hiçbir şey söylemiyor. Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan başvurabilecekleri bir araçtan yoksun kalıyor. Silah menzilleri, sözleşmenin dayandığı coğrafi mantığı geçersizleştirdi.

Rusya’nın tepkisi de benzer biçimde sınırlı. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık antlaşması, Moskova’ya İran adına savaşa girme yükümlülüğü getirmiyor. Moskova’nın önceliği bir geminin intikamını almak değil, güzergâhı yeniden işler hâle getirmek. Bu da güçlendirilmiş hava savunması, genişletilmiş elektronik harp önlemleri, refakatin daha yaygın kullanılması ve sevkiyatların farklı platformlara dağıtılması anlamına geliyor. Bu önlemlerin her biri güzergâhın maliyetini artırıyor. Ambarda ne bulunduğundan bağımsız olarak Kiev’in istediği sonuç da tam olarak bu.

Dolayısıyla olayın kapatılma biçimi kalıcı bir çözüm sunmuyor. Krizi durduran mekanizma, taraflar arasında varılmış bir anlayışa değil, üçüncü bir hat üzerinden yürüyen müzakerenin korunmasına dayanıyor. Bu müzakere ister sonuçlansın ister çöksün, Tahran’ı itidale zorlayan neden ortadan kalkacak. Aynı formülün ikinci kez işe yarayacağının garantisi yok.

Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir cepheden söz etmek için henüz erken. Olay kapandı, ancak yarattığı emsal kapanmadı. Dört gösterge izlenmeli. Birincisi, tazminat talebinin gerçekten takip edilip edilmediği. İkincisi, Washington ile Tahran arasındaki süreç netleştiğinde veya çöktüğünde Kiev’in Hazar’a dönüp dönmediği. Üçüncüsü, kıyıdaş devletlerin boşluğu dolduracak bir araç arayıp aramadığı. Dördüncüsü, kuzey güzergâhındaki savaş riski primlerinin normalleşip normalleşmediği. Asıl soru bir cephenin açılıp açılmadığı değil. İki savaş sahası arasındaki mesafe artık tek başına güvenlik sağlamıyor ve bu olayı kapatan belirsizlik bir politikayı değil, dört gün boyunca ayakta kalan bir çıkar uyumunu yansıtıyor.


Bu yazı ilk olarak 7 Ağustos 2026 tarihinde Daily Sabah’ta yayımlanmıştır.