
Sakız, 842 kilometrekarelik yüzölçümüyle Yunanistan'ın beşinci büyük adasıdır. 2021 nüfus sayımına göre adada 50.361 kişi yaşamaktadır. Bunların 27.015'i Sakız şehrinin bulunduğu belediye biriminde toplanmıştır. Midilli'nin aksine ada tek bir belediye olarak yönetilmektedir. Belediyenin sekiz biriminden en tenhası adanın kuzeybatısındaki Amani'dir. 158 kilometrekarelik bu bölgede yalnızca 946 kişi yaşamaktadır. Adanın Anadolu'ya en yakın noktası Çeşme yarımadasına yaklaşık 3,5 deniz mili uzaklıktadır.
Dizinin ilk yazısında Sakız'ı kuzey ile güney arasındaki ayrım üzerinden kısaca ele almıştım. Güneyde sakız köyleri, kuzeyde ise armatör aileleri yetiştiren denizci köyleri bulunuyordu. Bu yazı aynı ayrımı köy köy açmaktadır. Sakız ilk bakışta Türk okur için Çeşme'nin karşısındaki bir tatil adası gibi görünebilir. Ne var ki adanın her bölgesi Osmanlı idaresiyle farklı bir ilişki kurmuş, 1822 ve 1881 felaketlerinden farklı biçimde etkilenmiştir. Adanın bugünkü toplumsal yapısını da büyük ölçüde bu farklar belirlemektedir.
Tarihsel Arka Plan
Ada 1346'da Cenevizli bir ticaret şirketinin, yani Maona'nın eline geçmiştir. Şirketi kısa süre içinde Giustiniani ailesi kontrol etmeye başlamıştır. Cenevizliler adayı yönetmekten çok işletmekle ilgilenmiştir. Sakız, şap, tuz ve zift ticareti şirketin elindeydi. Kristof Kolomb'un 1470'lerde adada yaşadığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti'ne vergi vererek ayakta kalan bu düzen Nisan 1566'da sona ermiştir. Kaptan-ı Derya Piyale Paşa adayı çatışmaya girmeden teslim almıştır.
Osmanlı idaresi adada hafif bir yönetim kurmuştur. Vergi toplama işleri büyük ölçüde Rum ileri gelenlerinin elinde kalmış, Türk garnizonu küçük tutulmuştur. Ada, sakız sayesinde imparatorluğun en değerli sancaklarından biri sayılıyordu. Bu düzen 1694'te kısa bir süre için kesintiye uğramıştır. Venedik donanması Eylül 1694'te adayı işgal etmiştir. Kaptan-ı Derya Mezomorto Hüseyin Paşa Şubat 1695'te Koyun Adaları önündeki muharebeyi kazanınca ada yeniden Osmanlı idaresine dönmüştür. 1770'te ise Rus donanması Sakız Boğazı'ndaki çatışmanın ardından Osmanlı donanmasını Çeşme limanında yakmıştır.
19. yüzyılın başında Sakız, Ege'nin en zengin adalarından biriydi. Kapodistrias döneminin istatistiklerine göre 1821'den önce adada yaklaşık 120.000 Hristiyan, 1.100 Müslüman ve 70 Yahudi yaşıyordu. Adanın ileri gelenleri Yunan isyanına katılmaya yanaşmıyordu. Ne var ki Mart 1822'de Sakızlı Antonios Burnias ile Sisamlı Likurgos Logothetis'in komutasındaki birkaç yüz silahlı adaya çıkmıştır. Adadaki Türkler kaleye çekilmiştir. Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa komutasındaki donanma ise kısa süre sonra adaya büyük bir kuvvet çıkarmıştır. Kaynaklar öldürülenlerin sayısını 23.000 ile 25.000, esir alınanların sayısını ise 45.000 ile 47.000 arasında vermektedir. 10.000 ile 20.000 kişi de adadan kaçmıştır. Haziran 1822'de İpsaralı Konstantinos Kanaris, Nasuhzade Ali Paşa'nın amiral gemisini bir ateş gemisiyle yakmıştır. Paşa ve yaklaşık 2.000 denizci bu saldırıda hayatını kaybetmiştir.

1822'nin Osmanlı tarihine dolaylı bir etkisi de olmuştur. Esir alınan çocukların bir kısmı Müslüman ailelerin yanında büyümüştür. Bunlardan biri 1818 civarında adada doğan İbrahim Edhem Paşa'dır. Koca Hüsrev Paşa'nın himayesine giren İbrahim Edhem, Paris'te maden mühendisliği okumuştur. 1877-1878'de sadrazamlık yapmıştır. Türk müzeciliğinin kurucusu Osman Hamdi Bey onun oğludur. Aynı katliamdan beş yaşında sağ çıkan Georgios Stravelakis ise Mustafa Hazinedar adıyla Tunus Beyliği'nde uzun yıllar başvezirlik yapmıştır.

İkinci felaket 3 Nisan 1881'de gelmiştir. Adanın güneydoğusundaki depremde 7.800'ü aşkın kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Adanın 64 köyünden 25'i yıkılmış, 17'si ağır hasar görmüştür. Deprem karşı kıyıyı da vurmuştur. Çeşme ve Alaçatı'da evlerin yaklaşık yüzde 40'ı yıkılmıştır. Namık Kemal 1887'de adaya mutasarrıf olarak atanmıştır. Şair 2 Aralık 1888'de 47 yaşında Sakız'da ölmüş ve önce adada defnedilmiştir. Naaşı daha sonra II. Abdülhamid'in izniyle Bolayır'a nakledilmiştir.

Yunan donanması 24 Kasım 1912'de adaya asker çıkarmıştır. Dağlara çekilen Osmanlı birlikleri 3 Ocak 1913'te teslim olmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre adadaki Türk nüfusu 1911-1912'de 850'ye inmişti. 1920'de ise adada yaklaşık 100 Türk kalmıştı. Sakızlı Türklerin çoğu Ayvalık, Bergama ve İzmir çevresine göç etmiştir. 1922'den sonra Anadolu'dan gelen Rum mülteciler eski Türk mahallesi olan kaleye ve şehrin güneyinde aceleyle kurulan Varvasi gibi yeni yerleşimlere yerleşmiştir. Kırk mülteci aile de kuzeydeki Volissos'a yerleşmiştir.
İkinci Dünya Savaşı'nda göçün yönü bir kez daha değişmiştir. Ada Mayıs 1941'den Eylül 1944'e kadar Alman işgalinde kalmıştır. Sakız şehrinde ve Vrontados'ta Ekim 1941'den Ocak 1943'e kadar kıtlık yaşanmıştır. Tarihçi Violetta Hionidou'ya göre yalnızca Mart-Mayıs 1942 arasında yaklaşık 9.000 kişi küçük teknelerle Türkiye'ye kaçmıştır. Kaçanların çoğu önce Çeşme'de barındırılmış, ardından Halep ve Mısır'daki kamplara gönderilmiştir. Savaştan sonra ada iç savaşın da sahnesi olmuştur. Mart 1948 ile Mart 1949 arasında adadaki bir kışlada 1.300 kadar kadın siyasi tutuklu ve 50 çocuk tutulmuştur.
Sakız Şehri ve Kale
Sakız şehri, yerel adıyla Hora, adanın doğu kıyısında Çeşme'ye bakan limanın çevresinde kurulmuştur. Şehrin çekirdeği limanın kuzeyindeki kaledir. Bugünkü surlar büyük ölçüde Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinden kalmadır. Kale Osmanlı döneminde Türk mahallesiydi. Bugün içinde yaklaşık 650 kişi yaşamaktadır.
Kalede ve çevresinde Osmanlı dönemine ait yapılar hâlâ ayaktadır. Fetihten sonra bir Ceneviz kilisesinden çevrilen camiye Piyale Paşa Camii denmiştir. 1881 depreminde yıkılan cami 1892'de II. Abdülhamid döneminde yeniden yapılmıştır. Vunaki meydanındaki Mecidiye Camii ise bugün Bizans Müzesi olarak kullanılmaktadır. Kalenin girişindeki küçük mezarlık Kara Ali Mezarlığı olarak bilinir. Mezarların Kanaris'in yaktığı amiral gemisinde ölen subaylara ait olduğu kabul edilmektedir. Kale içinde bir Osmanlı hamamı da ayaktadır.


1881 depreminden sonra şehir büyük ölçüde yeniden inşa edilmiştir. Rıhtımdaki binalarda İzmir'in etkisi görülür. Şehrin bir diğer önemli kurumu Korais Kütüphanesi'dir. Kökleri 1792'de kurulan Sakız Okulu'na uzanan kütüphanede bugün yaklaşık 250.000 cilt bulunmaktadır. Besteci Mikis Theodorakis 1925'te, eski Başbakan Andreas Papandreu ise 1919'da Sakız'da doğmuştur.
Kambos
Şehrin güneyindeki Kambos, adanın en verimli ovasıdır. Ovanın düzeni Ceneviz döneminde kurulmuştur. Giustiniani ailesi ve adanın varlıklı Rum aileleri burada yüksek duvarlarla çevrili konaklar yaptırmıştır. Kaynaklara göre ovada bir zamanlar yaklaşık 200 malikâne bulunuyordu. Konakların çoğu, ovanın hemen yanındaki Thimiana köyünün kırmızımsı taşıyla inşa edilmiştir. Bu taşı işleyen de yine Thimianalı ustalardı. Bahçeleri sulayan kuyular hayvan gücüyle dönen su dolaplarına, yani manganolara bağlıydı. Ova bugün narenciye ve mandalinasıyla bilinir. Kambos'un yakın tarihte acı bir yeri de vardır. İç savaşın adadaki son çatışması burada yaşanmış, son komünist grup bu bahçelerde öldürülmüştür.

Kambos'un güneybatısındaki Kambohora ise adanın tahıl ve sebze ambarıdır. Bölgenin merkezi Halkio'nun halkı geleneksel olarak tarım ve ticaretle geçinir. Köyün baklası adada ayrı bir üne sahiptir. Güneydoğudaki Kallimasia ise Ortaçağ'da adanın en önemli kasabalarından biriydi. Kasaba 1881 depreminde neredeyse tamamen yıkılmıştır. Kallimasia iki Ekümenik Patrik çıkarmıştır. Alman işgaline karşı kurulan direniş örgütü PEAN'ın lideri Kostas Perrikos da Kallimasialıdır. Şehrin hemen güneyindeki Thimiana ise adanın en bilinen karnavalına ev sahipliği yapar. Mostra adı verilen bu gösteri, rivayete göre bir karnaval günü köye yaklaşan korsanlara karşı verilen mücadeleyi canlandırır.
Sakız Köyleri
Adanın güneyindeki 24 köy Mastihohoria, yani sakız köyleri olarak anılır. Köylerin düzeni Ceneviz döneminde sistemli hâle gelmiştir. Kaçakçılığı önlemek için köyler kıyıdan uzağa kurulmuştur. Dış sıradaki evlerin bitişik duvarları köyün surunu oluşturur. Köylere genellikle demir kapılı iki girişten girilir. Ortada ise bir kule yükselir.
Osmanlı döneminde sakız köylerinin statüsü adanın geri kalanından farklıydı. Köyler valide sultanın himayesinde sayılıyor ve bir Türk ağası tarafından yönetiliyordu. Vergi sakız olarak ödeniyordu. 1839'dan sonra verginin nakit ödenmesine izin verilmiştir. Bu statü 1822'de belirleyici olmuştur. Sakız köylerinin halkı katliamın dışında tutulmuştur. Bu tercih ilk bakışta bir merhamet gibi görünebilir. Aslında hazinenin gelirini koruyan bir hesaptı. Ne var ki Mesta gibi köylerde de çok sayıda kişi öldürülmüş ya da esir alınmıştır.
Bugün bu dönemin en canlı izi bir şakadır. Mesta, Olimbi, Lithi ve Pirgi'de Ortodoks perhizinin ilk günü olan Temiz Pazartesi'de "Ağa" oyunu oynanır. Köylülerden biri ağa kılığına girer. Meydandan geçenleri yargılar ve onlara para cezası keser. Gelenek Osmanlı dönemindeki ağır vergilerin hicvi olarak anlatılmaktadır. Mesta'da 1990'ların başında yeniden canlandırılmıştır.
1881 depremi sakız köylerinin çoğunu da yıkmıştır. Ortaçağ dokusunu büyük ölçüde koruyan köyler Mesta, Olimbi ve Pirgi'dir. Beşgen bir sur içinde kurulan Mesta, kemerli dar sokaklarıyla bir labirenti andırır. Bölgenin en büyük köyü olan Pirgi'de 2021'de 1.063 kişi yaşıyordu. Pirgi, evlerinin cephelerindeki desenlerle tanınır. Yerel dilde ksista denen bu süslemeler için duvar önce Mavra Volia sahilinden getirilen siyah kumlu bir sıvayla kaplanır. Üzerine sürülen kireç tabakası taze iken kazınır ve alttaki koyu renk ortaya çıkar. Köyde "Kolomb'un evi" olarak anılan bir yapı da vardır. Pirgi, eski yerel kıyafetin kısmen yaşadığı tek Sakız köyüdür. Bu kıyafetleri geçmişte köyün kadınları dokurdu. Köyün iki erkek ve bir kadınla oynanan hızlı dansı da her yıl 15 Ağustos panayırında kalabalıklar toplar.


Diğer sakız köylerinin de kendine özgü kimlikleri vardır. Armolia yüzyıllardır çömlekçiliğiyle bilinir. Kalamoti adanın ikinci büyük ovasında kurulmuştur ve yerel kaynaklarda "aristokrat" sakız köyü olarak anılır. Lithi, bankacı ve hayırsever Andreas Singros'un köyüdür. Aziz Nektarios da 1870'lerde burada öğretmenlik yapmıştır. Vessa ise 1897-1901 yıllarında Ekümenik Patrik olan V. Konstantinos'un doğduğu köydür.
Sakız üretimi de kendine özgü bir toplumsal düzen kurar. Yaz aylarında ağacın gövdesinde çizikler açılır. Akan reçine yaklaşık 15 günde sertleşir. Toplama 15 Ağustos'tan Eylül ortasına kadar sürer. Taneler daha sonra elle tek tek temizlenir. Satış 1938'de kurulan Sakız Üreticileri Birliği'nin elindedir. Birliğin kurucusu Kallimasialı hekim Yeorgios Stangulis'tir. Birliğin yaklaşık 4.500 kayıtlı üyesi bulunmaktadır. Ne var ki aktif üretici sayısının 1.800 civarında olduğu belirtilmektedir. 2024'te elverişsiz yaz koşulları nedeniyle hasat yaklaşık 60 ton azalmış ve 157 tona düşmüştür. Birlik 2026'da 200 tonun aşılmasını beklemektedir. Üreticiye ödenen fiyat da bu yıl yüzde 12 artırılmıştır.

Nea Moni ve Anavatos
Adanın ortasındaki dağlık bölge Sakız tarihinin en ağır izlerini taşır. Nea Moni, yani Yeni Manastır, Bizans İmparatoru IX. Konstantinos Monomahos tarafından yaptırılmıştır. Rivayete göre üç keşiş, Midilli'de sürgünde bulunan Konstantinos'a imparator olacağını haber vermiştir. Konstantinos 1042'de tahta çıkınca manastırı yaptırmaya başlamıştır. Ana kilise 1049'da açılmıştır. Manastırın mülkleri 1300 civarında adanın üçte birine ulaşmıştı. 1881 depreminde ana kilisenin kubbesi çökmüştür. Manastır 1952'den beri kadın manastırıdır. 1990'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.

Manastırın kuzeybatısındaki Anavatos, 450 metrelik sarp bir tepenin üzerine kurulmuştur. Köy bu nedenle "Ege'nin Mistrası" diye anılır. Rivayete göre köyü Nea Moni'nin inşaatında çalışan işçiler kurmuştur. Anavatos 1822'de kuşatılıp ele geçirilmiştir. Hayatta kalanların bir kısmı Siros adasındaki Ermupoli'ye yerleşmiş, orada kendi adlarıyla anılan bir mahalle kurmuştur. Tepedeki eski köy 1881 depreminden sonra terk edilmiş, kalanlar tepenin eteğine taşınmıştır. 2021 sayımında Anavatos'ta yalnızca 10 kişi yaşıyordu.

Kuzey: Vrontados, Kardamila ve Amani
Kuzeyin hikâyesi topraktan çok denizle ilgilidir. Şehrin hemen kuzeyindeki Vrontados, adanın ilk denizcilik merkezidir. 19. yüzyılın zor koşulları Vrontadosluları denize yöneltmiştir. Andreadis, Lo ve Margaronis gibi armatör aileleri buradan çıkmıştır. Kasabanın kuzeyindeki Daskalopetra, yerel rivayete göre Homeros'un ders verdiği kayadır.
Vrontados'un en bilinen geleneği Paskalya'daki roket savaşıdır. Aya Markos ve Panaya Erithiani kiliseleri birbirine yaklaşık 400 metre uzaklıktadır. İki kilisenin cemaatleri Paskalya gecesi karşı kilisenin çan kulesine binlerce el yapımı roket atar. Rivayete göre eskiden gerçek toplar kullanılıyordu. Osmanlı yönetimi topları 1889'da yasaklayınca cemaatler roketlere geçmiştir. Ertesi gün iki taraf da zafer ilan eder. Hesap da bir sonraki Paskalya'ya kalır. Kasabanın bir başka geleneği denizcilikle ilgilidir. Sakızlılar eskiden Noel'de ağaç yerine gemi süslerdi. Bugün de yılbaşı gecesi Vrontadoslu çocukların yaptığı gemi maketleri şehrin meydanında yarışır.

Kardamila'nın hikâyesi de denizle iç içedir. Köyün iki derin koyu, halkı erkenden denizciliğe yöneltmiştir. Livanos ailesi buradan çıkmıştır. Stavros Livanos'un kızları 1946 ve 1947'de Aristoteles Onassis ve Stavros Niarhos ile evlenmiştir. Böylece Yunan armatörlüğünün üç büyük ailesi arasında akrabalık kurulmuştur. Kardamila'nın kendi toplumsal yapısı da korsan tehdidinin ürünüdür. Adanın tarihçisi Yeorgios Zolotas'ın derlediği sözlü geleneğe göre köy, baskınlar karşısında birleşen 24 küçük yerleşimden doğmuştur. 20. yüzyılın başında yaşlılar köyün hâlâ bu eski yerleşimlere karşılık gelen mahallelere bölündüğünü hatırlıyordu. Zolotas, Sakızlıların Kardamilalılara hem güvensizlikle hem de biraz kıskançlıkla baktığını yazmıştır. Zolotas'a göre İthaki'nin Odysseus'un doğum yeri olduğuna dair kesin belgeleri olmasaydı Kardamila daha güçlü bir iddia ortaya koyabilirdi. Bir denizcilik tarihi kaynağına göre Sakızlı armatörlerin sayısı 1958'de 41 iken 1975'te 75'e çıkmıştır. Aynı dönemde bu armatörlerin filosu 3,05 milyondan 12,91 milyon gros tona yükselmiştir.

Kuzeybatıdaki Amani ise farklı bir tablo sunar. Bölgenin merkezi Volissos, tepesindeki altı kuleli Bizans kalesiyle dikkat çeker. Volissos, Homeros'un yaşadığı yerler arasında sayılan antik bir kasabanın üzerinde kurulmuştur. 1856'da köylülerin başlıca geçim kaynağı ipekböcekçiliğiydi. Bu faaliyet yüzyılın sonunda neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. 1950'lerden sonra gençler Sakız şehrine ve Atina'ya göç etmiştir. Bugün Amani'de kilometrekareye yaklaşık altı kişi düşmektedir. Bölgenin en kalabalık günü 22 Temmuz'dur. O gün Volissos sahilindeki Aya Markella yortusu adanın her yerinden ziyaretçi çeker.

Koyun Adaları ve İpsara
Sakız bölge birimine bağlı iki küçük ada da adanın denizcilik geleneğinin parçasıdır. Kardamila'nın karşısındaki Koyun Adaları'nda (Inuses) 2021'de 911 kişi yaşıyordu. Lemos, Pateras ve Hacıpateras gibi armatör aileleri buradan çıkmıştır. Ailelerin çoğu yılın büyük bölümünü adanın dışında geçirir. Ne var ki adadaki denizcilik lisesi ve denizcilik müzesi bu bağı canlı tutmaktadır. Adaların adı Türk okura 1695'teki Koyun Adaları Muharebesi'nden de tanıdık gelecektir. Batıdaki İpsara'da ise 2021'de 420 kişi yaşıyordu. 1824'te Osmanlı donanmasının saldırısıyla büyük ölçüde yıkılan adanın en bilinen ismi Kanaris'tir.

Bugün
Adanın bugünkü gündemini üç başlık belirlemektedir. Birincisi göçtür. Adanın Türkiye'ye yakınlığı, 2015'ten bu yana onu sığınmacıların başlıca giriş noktalarından biri yapmıştır. Halkio köyü yakınındaki VIAL merkezi 2016'da açılmıştır. Merkez Kasım 2022'den beri "kapalı ve kontrollü" merkez olarak anılmaktadır. Kapasitesi yaklaşık 1.000 kişidir. 2023'te merkezde kapasitenin üzerinde, yaklaşık 1.080 kişi bulunuyordu. Hükümetin Tholos bölgesinde kurmak istediği yeni kapalı merkez ise uzun süredir yerel muhalefetle karşı karşıyadır. Ekim 2024'te Sakız'daki mahkeme arazinin devlete değil belediyeye ait olduğuna hükmetmiştir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre 15 Haziran 2025'e kadar Yunanistan'a deniz yoluyla gelen 14.600 kişinin 1.280'i Sakız'a ulaşmıştır.

İkincisi Türk turistlerdir. Yunanistan'ın Türk vatandaşlarına adalarda kapıda verdiği ekspres vize, Sakız'ı Çeşme'den kısa süreli gidilen bir adaya dönüştürmüştür. Kuzey Ege Polis Müdürlüğü verilerine göre adaya 2024'te 125.679, 2025'te ise 131.324 Türk ziyaretçi gelmiştir. 2026'da 20 Ağustos'a kadar bu sayı 100.447'ye ulaşmıştır. Program Nisan 2027'ye kadar uzatılmıştır. 1942'de Çeşme'ye sığınan Sakızlıların adası bugün Çeşme'den gelen ziyaretçileri ağırlamaktadır.
Üçüncüsü yangınlardır. 22 Haziran 2025'te başlayan yangınlarda en az 16 köy boşaltılmıştır. VIAL'deki 629 sığınmacı da geçici olarak bir spor salonuna taşınmıştır. Sakız bahçelerindeki zarar sınırlı kalmış, en çok Lithi çevresi etkilenmiştir. Dizinin ilk yazısında değindiğim bu yangınlar, tek bir ağaca bağlı bir ekonominin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Sonuç
Sakız'ın içindeki farklar tarihsel olarak üç eksende şekillenmiştir. Birincisi devletle ilişkidir. Güneydeki sakız köyleri Osmanlı döneminde ayrıcalıklı bir statüye sahipti. Bu statü 1822'de onları büyük ölçüde korumuş, 1938'den sonra da bir kooperatif düzenine dönüşmüştür. İkincisi felaketlerdir. 1822 ve 1881, adanın ortasındaki dağ köylerini boşaltmış ve Anavatos gibi köyleri harabeye çevirmiştir. Üçüncüsü denizdir. Vrontados, Kardamila ve Koyun Adaları, felaketlerden sonra adanın servetini denizde yeniden kurmuştur. Bu servetin önemli bir kısmı bugün Atina, Londra ve New York'tadır.
Türkiye ile ilişki ise bu eksenlerin hepsini kesmektedir. Ada 1566'dan 1912'ye kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır. İbrahim Edhem Paşa'dan Namık Kemal'e kadar birçok isim yolunu Sakız'dan geçirmiştir. 1881 depremi Sakız ile Çeşme'yi birlikte yıkmıştır. 1942'de ise Sakızlılar Çeşme'ye sığınmıştır. Bugün Çeşme'den adaya her yıl 130.000'i aşkın Türk ziyaretçi gelmektedir. Önümüzdeki yıllarda adanın gündemini sakız hasadının iklim ve yangınlar karşısındaki seyri, Tholos'taki merkezin akıbeti ve Türk turizminin kalıcı olup olmayacağı belirleyecektir.
Görsel kaynakları
CC BY-SA 3.0: NikoSilver.