Oral TOĞAKişisel Websitesi
TR

Kimin Sözü Neden Ağırlık Taşır? Epistemik Otoritenin Kaynakları ve Sınırları

Bilgi bakımından başkalarına bağımlılık kaçınılmazdır. Epistemik otoritenin hangi koşullarda hak edildiği, uzmanlığın sınırları ve güvenin denetlenebilirliği üzerine.

Oral Toğa4 Kasım 20268 dk okuma
Raffaello Sanzio’nun Atina Okulu freski
Raffaello Sanzio, Atina Okulu (1509–1511).

Aynı değerlendirme, farklı kişiler tarafından dile getirildiğinde neden aynı ağırlığı taşımaz? Bir akademisyenin sözüyle bir televizyon yorumcusunun, bir kurumun açıklamasıyla bir görgü tanığının anlatısı arasında nasıl bir fark oluşur? Bazen konuşanın unvanı, bağlı bulunduğu kurum veya geçmiş performansı, iddianın içeriğinden önce dikkate alınır.

Bunu yalnızca insanların söyleyene fazla önem vermesiyle açıklamak yeterli değildir. Bildiğimiz şeylerin büyük bölümünü başkalarından öğreniriz. Asıl mesele, bu bağımlılık içinde kime, hangi konuda ve ne ölçüde güveneceğimizdir. Epistemik otorite kavramı da bilgi farkının hangi koşullarda bir kişinin değerlendirmesine daha fazla ağırlık vermeyi haklı kıldığını ele alır.

Epistemik otorite nedir?

Epistemik, bilgiyle ve bir iddiayı doğru kabul etmemizi sağlayan gerekçelerle ilgili olanı ifade eder. Epistemik otorite ise belirli bir konuda bir kişinin, grubun veya kurumun değerlendirmesine, yetkinliği ve güvenilirliği nedeniyle özel bir ağırlık tanınmasıdır.

Bu ağırlık, emir verme veya kararları uygulama yetkisinden farklıdır. Bir tarihçinin belgeyi yorumlama konusundaki yetkinliğiyle bir yöneticinin karar alma yetkisi ayrı dayanaklara sahiptir. Aynı kişi her ikisini taşıyabilir, ancak birinin varlığı diğerini kendiliğinden haklı kılmaz.

Fiilen otorite sayılmakla bu otoriteyi hak etmek arasında da ayrım yapılmalıdır. Geniş bir kitlenin güvendiği kişi, güvenilen konuda yeterli bilgiye sahip olmayabilir. Buna karşılık yetkin bir araştırmacı çok sınırlı tanınabilir. İlkinde otoritenin nasıl kazanıldığı, ikincisinde yetkinliğin neden tanınmadığı sorusu önem kazanır.

KavramEsas olarak neyi ifade eder?Değerlendirmedeki sınırı
UzmanlıkBelirli bir alandaki bilgi, beceri ve muhakeme yetkinliğiniYetkinliğin hangi konulara uzandığı ayrıca belirlenmelidir.
Epistemik otoriteBir değerlendirmeye bilgi bakımından daha fazla ağırlık tanınmasınıBu ağırlığın gerekçesi ve geçerli olduğu koşullar incelenmelidir.
Kurumsal yetkiBir görev çerçevesinde karar alma veya uygulama gücünüKarar alma yetkisi, kararın dayandığı bilginin doğruluğunu kendiliğinden güvenceye almaz.
İtibar ve görünürlükBir kişinin tanınmasını ve sözünün dolaşıma girmesiniTanınmışlığın hangi yetkinliğe dayandığı araştırılmalıdır.

Bilginin toplumsal bağımlılığı

John Hardwig, 1985 tarihli “Epistemic Dependence” makalesinde, bilgi bakımından başkalarına bağımlı oluşumuzu inceler. İnsan, bütün bilgi iddialarının dayanaklarını kendi başına edinip değerlendiremez. Uzmanlara başvurmak bu nedenle yalnızca zaman kazandıran bir tercih değildir. Bazı konularda bilgi edinmemiz, başkalarının yetkinliğine güvenmemize bağlıdır.

Bir tarih araştırmasında belgenin tarihlendirilmesi, tercümesi ve muhafaza koşullarının incelenmesi farklı uzmanlıklar gerektirebilir. Araştırmacı bunların bir kısmını doğrudan denetlerken diğerlerinde başkalarına dayanır. Bilgi bakımından bağımlılık, uzmanla sıradan okuyucu arasındaki ilişkinin ötesinde, uzmanların kendi aralarındaki iş bölümünde de ortaya çıkar.

Bağımsız düşünmeyi yalnızca bizzat doğruladığımız bilgileri kabul etmek şeklinde tanımladığımızda, ulaşılması mümkün olmayan bir ideal ortaya çıkar. Linda Zagzebski’nin yaklaşımında da başkalarının epistemik otoritesini tanımak düşünsel özerklikle bağdaşabilir. Burada düşünsel sorumluluk, kime neden güvendiğimizi ve bu güvenin hangi koşullarda değişmesi gerektiğini değerlendirebilmekte yatar.

Uzmanlığın sınırları ve alan sahiplenmesi

Bir alandaki yetkinlik, kişinin bütün değerlendirmelerine eşit biçimde yayılmaz. Bir ülkenin dilini bilmek, o ülkenin kaynaklarına erişim sağlar. Ancak ekonomik sorunlarını, askerî kapasitesini ve toplumsal dönüşümünü aynı derinlikte değerlendirebilmeyi güvence altına almaz. Geçmişte önemli bir görevde bulunmanın sağladığı tecrübenin bugünkü meseleye uygulanabilirliği de ayrıca incelenmelidir.

Nathan Ballantyne’ın “epistemik sınır aşımı” olarak karşılanabilecek epistemic trespassing kavramı, bir alanda uzman olan kişinin gerekli bilgi ve becerilere sahip olmadığı başka bir alanda hüküm vermesini ifade eder. Burada disiplinler arasında çalışmanın kendisi değil, bilgi ve yöntem eksiklerinin dikkate alınmaması sorun yaratır. Önceki alanda kazanılmış itibarın bu eksikliği örtmek için kullanılması, bunun olası biçimlerinden biridir.

Uzmanlığın sınırını belirtmekle bir alanı sahiplenmek de birbirinden ayrılmalıdır. Bir konuda uzun yıllar çalışmak, başkalarının aynı konuda araştırma yapmasını veya görüş açıklamasını kişinin iznine bağlamaz. Ne var ki uzmanlık, kişinin kimliğinin ve mesleki konumunun başlıca dayanağı hâline geldiğinde, kendisinden bağımsız değerlendirmeleri bir tehdit olarak karşılaması mümkündür.

Başka bir araştırmacının yetkinlik kazanması, mevcut uzmanın bilgisini azaltmaz. Ancak davetlerin, kadroların, araştırma kaynaklarının ve görünürlüğün sınırlı olduğu bir çevrede onun ayrıcalıklı konumunu etkileyebilir. Rahatsızlık bazen bir hatanın ortaya çıkarılmasından değil, tartışmanın artık kendisi merkeze alınmadan yürütülmesinden doğar. Bu durumda bilgiye katkı sağlayabilecek bir gelişme, konum kaybı olarak algılanabilir.

Bununla birlikte bir verinin yanlış okunmasına, yöntemin hatalı kullanılmasına veya emeğin başkasına mal edilmesine itiraz etmek için haklı gerekçeler bulunabilir. Her sert eleştiri alan sahiplenmesi sayılmaz. İncelenmesi gereken, itirazın somut bir hataya mı, yoksa karşıdakinin o konuda söz söylemesini engellemeye mi yöneldiğidir.

Kıdem de tek başına keyfî bir ölçüt değildir. Geçmiş performansa ve birikime ilişkin bilgi taşıyorsa, daha tecrübeli bir araştırmacıya başlangıçta daha fazla güvenmek makul olabilir. Sorun, yetkinlik ve kanıt bakımından anlamlı bir fark gösterilemediği hâlde aynı iddianın yalnızca genç veya çevrenin dışından biri tarafından dile getirildiği için reddedilmesidir.

Uzman olmayan kişi neye bakabilir?

Uzman olmayan kişinin önünde bir güçlük vardır. Başvurduğu kişinin yetkinliğini, tam da yeterince bilmediği bir alanda değerlendirmesi gerekir. Alvin Goldman bu sorun karşısında argümanlara, diğer uzmanların görüşlerine, uzmanlığa ilişkin değerlendirmelere, çıkar ve önyargı ihtimallerine ve geçmiş performansa bakılabileceğini belirtir. Bunlar, teknik bilgiyi gereksiz kılan kesin testler sunmaz.

Yine de bazı ayrımları izlemek mümkündür. Konuşan kişi kullandığı veriyle yaptığı çıkarımı ayırıyor mu? Varsayımlarını ve belirsizliklerini açıklıyor mu? Alternatif bir açıklamayı neden daha zayıf bulduğunu gösterebiliyor mu? Bu sorular, iddianın nasıl kurulduğunu anlamaya yardımcı olur. Çıkar ilişkilerini bilmek de denetim ihtiyacını gösterir, fakat iddianın yanlışlığını kendiliğinden kanıtlamaz.

Örneğin askerî hazırlıkların artması, savaşın kesinlikle başlayacağını göstermez. Hazırlıklar caydırıcılık, pazarlık, ihtiyat veya saldırı amacı taşıyabilir. Analizin değeri, gözlenen hazırlıkla öngörülen sonuç arasındaki bağlantıyı açıklayabilmesine bağlıdır. Henüz bilinmeyen bir niyeti gözlenmiş bir olgu gibi sunmak, bu bağlantının sorgulanmasını güçleştirir.

Geçmiş performans da tek bir doğru veya yanlış tahmine indirgenemez. Doğru sonuca tesadüfen ulaşılabilir. Düşük olasılık verilen bir olayın gerçekleşmesi de olasılık bildiren değerlendirmeyi tek başına çürütmez. Kişinin zaman içinde ne kadar tutarlı değerlendirmeler yaptığına, sonuçları nasıl izlediğine ve hatalarından ne öğrendiğine bakılmalıdır.

Bu ölçütleri kullanırken tartışmadaki tavırla bilgi düzeyini karıştırmamak gerekir. Kibirli ve eleştiriye kapalı bir uzman, belirli bir konuda yetkin ve haklı olabilir. Nazik ve itiraza açık bir kişi de yanılabilir. Eleştiriye açıklık, bilginin sınanmasını ve hataların düzeltilmesini kolaylaştırır. Tek başına doğruluğun veya uzmanlığın kanıtı değildir.

Epistemik otoriteyi değerlendirmenin dört sorusu: Hangi konuda, neye dayanıyor, nasıl sınanıyor, yanılırsa ne oluyor?
Güveni değerlendirmenin dört sorusu.

Uzmanlar anlaşamadığında neye bakılmalı?

Uzmanlar arasındaki her görüş ayrılığı aynı düzeyde ortaya çıkmaz. Taraflar veriler, yöntem, gelecek hakkında kullandıkları varsayımlar veya hangi sonuçların tercih edilmesi gerektiği konusunda ayrışabilir. Önce anlaşmazlığın yerini belirlemek gerekir. Böylece belirli bir tahmine ilişkin ihtilafın, alanın bütün bilgisini geçersiz kıldığı izlenimi önlenebilir.

Anlaşmazlığın düzeyiAyırt edici soru
VeriAynı olgular ve kaynaklar mı kullanılıyor?
YöntemAynı veriden farklı sonuçlar nasıl çıkarılıyor?
ÖngörüHangi varsayımlar ve zaman aralığı esas alınıyor?
Değer tercihiHangi amaçlar ve maliyetler önceleniyor?

Anlaşmazlığın dört düzeyi. Aynı tartışma birden fazla düzeyi içerebilir.

Bir görüşün yaygınlığı da oluşma biçimiyle birlikte değerlendirilmelidir. Farklı yöntem ve veri kümeleriyle yapılan çalışmaların aynı sonucu desteklemesi, o görüşe güvenmek için güçlü bir gerekçe olabilir. Bununla birlikte çoğunluğun kanaati yeni kanıtlarla değişebilir. Azınlıkta kalmak da bir iddiayı kendiliğinden doğru kılmaz.

Uzman olmayan kişinin bütün ihtilafları çözmesi beklenemez. Tartışmanın hangi noktalarda sürdüğünü, hangi bulguların daha güçlü kabul gördüğünü öğrenmesi ise mümkündür. Bazı durumlarda kanaatini geçici tutmak veya hükmünü ertelemek, mevcut kanıtın izin verdiği en sorumlu tutumdur.

Kurumsal itibar ve denetim

Üniversite, araştırma merkezi veya meslek kuruluşunun adı, okuyucuya her değerlendirmeyi baştan yapmadan kullanabileceği bir güven işareti sunar. Eğitim, uzman seçimi, meslektaş değerlendirmesi ve düzeltme usulleri işliyorsa bu işaret anlamlıdır. Ancak bir kişinin saygın bir kurumda görev yapması, her görüşünün o kurum tarafından incelendiği veya desteklendiği anlamına gelmez.

Kurumun hata karşısındaki davranışı bu nedenle önemlidir. Eleştirinin dile getirilebilmesi, hatanın kayda geçirilmesi ve düzeltmenin görünür olması, itibarı sınanabilir kılar. İtirazları yalnızca kurumun adını korumak için bastırmak, o itibarı destekleyen denetim süreçlerini zayıflatır.

Kaynakların çokluğu da benzer bir dikkat gerektirir. Aynı iddia beş ayrı mecrada yayımlanabilir. Hepsi aynı açıklamaya veya aynı isimsiz kaynağa dayanıyorsa, beş bağımsız doğrulamadan söz edilemez. İddianın yaygın dolaşımıyla onu destekleyen kanıtların çeşitliliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Güç sinyallemesi ve otorite tehdidi

İtibarın oluşmasında yalnızca bilgi üretimi etkili olmaz. Görevler, ilişki ağları ve ayrıcalıklı erişim imkânları da kişinin nasıl algılandığını şekillendirir. Güç sinyallemesi, burada kişinin sahip olduğu veya sahip olduğu izlenimini vermek istediği konumu başkalarına göstermesini ifade eder.

Pierre Bourdieu’nün bilimsel alan çözümlemesi, bilimsel otoritenin teknik yetkinlikle toplumsal gücü birlikte içerdiğine dikkat çeker. Bu çerçevede unvan, tecrübe ve erişim, hem gerçek bir birikimin göstergesi hem de konum mücadelesinin aracı olabilir. Bu göstergelerin tartışmadaki işlevini anlamak için iddiayı aydınlatmaya mı, incelemeyi sona erdirmeye mi hizmet ettiklerine bakılmalıdır.

Konumunu tehdit altında gören kişi, iddiasını daha açık gerekçelendirebileceği gibi, karşısındakinin yeterliliğini küçümsemeye veya kimlerin konuşabileceğini belirlemeye de yönelebilir. Kurumsal yetki de elindeyse toplantı, yayın ve davet imkânlarını sınırlayarak alternatif görüşlerin dolaşımını etkileyebilir. Bu davranışlar tek başına kişinin niyetini kanıtlamaz. Ancak hangi itirazlara, kimler karşısında ve hangi koşullarda başvurulduğu incelenebilir.

Bu tutum kişinin kendi öğrenme imkânlarını da daraltabilir. Başkalarının katkısı konum kaybı olarak algılandığında, düzeltme istemek ve hatayı kabul etmek daha maliyetli hâle gelir. Böylece kısa vadede korunan ayrıcalık, zamanla onu bilgi bakımından destekleyen birikimin gelişmesini güçleştirebilir.

Düşünsel katkının kişisel sadakat beklentisine dönüşmesi de aynı ilişkiyi başka bir düzeyde gösterir. Bir kişinin yetişmemizde pay sahibi olması veya önümüzü açması, emeğinin hakkını teslim etmeyi gerektirebilir. Buradan sonraki görüşlerine katılma yükümlülüğü çıkmaz. Eleştirinin nankörlük, başka bir uzmana başvurmanın saygısızlık sayıldığı yerde, bilgiye duyulan güven kişisel bağlılıkla iç içe geçmektedir.

İtirazın yönü. İddianın incelenmesi ile konumun öne sürülmesi, dayanak, yetkinlik ve eleştiri örnekleriyle karşılaştırılıyor. Veri ve yöntem soruları ile ilişki, alan sahiplenmesi ve sadakat vurgusu ayrılıyor.
Örnekler, tartışmanın neye odaklandığını gösterir. Bir kişinin yetkinliğini veya belirli bir iddiasının doğruluğunu ölçen bir test değildir.

Sessizlik ne zaman mutabakat sanılır?

Açık bir itirazla karşılaşmamak da her zaman uzlaşma anlamına gelmez. Kadro, yayın, davet veya araştırma kaynağına erişim aynı ilişki ağına bağlıysa, karşı çıkmanın maliyeti yükselir. Doğrudan bir mali bağ bulunmasa bile referans, tanınma ve gelecekteki iş imkânları insanları sessiz kalmaya yöneltebilir.

Sessizlik onay olarak okunduğunda, çevrede hangi görüşlerin bulunduğuna ilişkin algı da değişir. Kişiler, başkalarının mevcut kanaati benimsediğini düşünerek itiraz etmeyi daha riskli bulabilir. Otorite konumundaki kişi ise görünür bir karşı görüşle karşılaşmadığı için genel kabul gördüğüne inanabilir. Böylece sessizlik, kendisini sürdüren bir beklentiye dönüşebilir.

Her sessizliği korkuya bağlamak da aynı ölçüde yanıltıcıdır. Daha açıklayıcı olan, itirazın koşullarına bakmaktır. Karşı görüş kayda girebiliyor mu? İtiraz eden kişi aynı değerlendirme ölçütlerine tabi tutuluyor mu? Araştırma ve tartışmaya katılma imkânı sürüyor mu? Bu sorular, görünür uzlaşmanın ne ölçüde serbest bir değerlendirmeye dayandığını anlamaya yardımcı olur.

Kimin sözü duyuluyor?

Epistemik otoritenin dağılımı, bazı kişilerin gereğinden fazla dinlenmesi kadar bazılarının daha baştan güvenilmez sayılmasıyla da ilgilidir. Miranda Fricker’ın tanıklığa ilişkin epistemik adaletsizlik yaklaşımı, dinleyicinin önyargısı nedeniyle konuşana hak ettiğinden daha az güvenilirlik tanınmasına dikkat çeker.

Bir göçmenin yaşadığı sürece ilişkin anlatısının sırf göçmen olduğu için değersiz sayılması buna örnektir. Anlatı başka kaynaklarla karşılaştırılabilir ve eleştirilebilir. Ancak önce bir bilgi iddiası olarak dikkate alınmalıdır. Adil biçimde dinlemek, bütün görüşleri eşit derecede doğru veya bütün konuşanları eşit ölçüde yetkin saymayı gerektirmez.

Öte yandan görünürlük, kendi devamının gerekçesine dönüşebilir. Bir kişi tanındığı için davet edilir, davet edildikçe daha fazla tanınır. Bu dolaşım birikime dayanabileceği gibi, hızlı konuşabilmeye veya belirli bir kitlenin beklentilerine karşılık vermeye de dayanabilir. İçerik ayrıca değerlendirilmediğinde tanınmışlıkla yetkinlik arasındaki bağ belirsizleşir.

Aidiyet, hangi kaynakların baştan güvenilir sayılacağını da etkiler. C. Thi Nguyen’in epistemik kabarcıklarla yankı odaları arasında yaptığı ayrım burada açıklayıcıdır. Kabarcıkta ilgili sesler bilgi çevresinin dışında kalır. Yankı odasında ise dışarıdaki kaynaklar etkin biçimde itibarsızlaştırılır. Bu nedenle farklı bir bilgiyle karşılaşmak, kişinin kanaatini yeniden değerlendirmesine her zaman yetmez.

Yerleşik otoritelere duyulan güvensizlik de bu açıdan sınanmalıdır. Kurumsal denetimden geçmiş kaynakları terk edip hatası sınanamayan tek bir yorumcuya bağlanmak, bilgi bağımlılığını ortadan kaldırmaz. Kişi yalnızca başka bir kaynağa bağımlı hâle gelir.

Bilmek ile karar vermek arasındaki mesafe

Bir uzmanın belirli bir tercihin sonuçlarını daha iyi öngörebilmesi, hangi amaçların öncelenmesi gerektiğini tek başına belirlemez. Sonuçların kabul edilebilirliği, maliyetin kimler tarafından taşınacağı ve kararın hangi yetkiyle alınacağı ayrıca tartışılmalıdır.

Örneğin askerî bir harekâtın kuvvet ihtiyacı, lojistiği ve muhtemel kayıpları hakkında güçlü bir teknik değerlendirme yapılabilir. Ancak ulaşılmak istenen siyasi amacın değeri ve katlanılacak maliyetin meşruiyeti farklı gerekçeler gerektirir. “Bu adımın şu sonucu doğurması muhtemeldir” yargısıyla “bu sonuç için söz konusu maliyete katlanılmalıdır” yargısı aynı türden değildir. Uzmanlık, bu tercihi yapacak kişileri bilgilendirir.

Yapay zekâ ve bilginin aktarımı

Üretken yapay zekâ, farklı alanlardaki sorulara aynı arayüz içinde akıcı ve kendinden emin cevaplar verebilir. Bu sunum, iddiaların doğrulandığı izlenimini yaratabilir. NIST’in 2024 tarihli üretken yapay zekâ çerçevesi de yanlış içeriğin kendinden emin bir dille sunulmasını ve sisteme aşırı güveni ayrı riskler olarak ele almaktadır.

Bilginin aktarımı sırasında belirsizlik de kaybolabilir. Bir araştırmacının ihtiyatla ortaya koyduğu olasılık, özetlenirken kesin hükme dönüştüğünde kaynağın üstlenmediği bir iddia ona mal edilmiş olur. Bu sorun yapay zekâ kullanılmadan da yaşanabilir. Ancak tek bir cevabın farklı kaynaklardaki ayrımları görünmez kılması, aktarımın nasıl yapıldığını denetlemeyi özellikle önemli hâle getirir.

Bu nedenle cevabın akıcılığıyla birlikte kaynağına ve çıkarımına bakılmalıdır. Hangi bilginin nereden geldiği, hangi noktada yorum yapıldığı ve tartışmalı görüşlerin nasıl aktarıldığı izlenebiliyor mu? Kaynağa ulaşmayı ve karşılaştırmayı kolaylaştıran bir kullanım araştırmayı destekler. Bu bağlantılar kaybolduğunda ise kullanıcı neye dayanarak güvendiğini açıklamakta güçlük çeker.

Güvenin devamı neye bağlıdır?

Bilgi üretiminin uzmanlaşması, başkalarının yetkinliğine duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Güveni makul kılan, dayanağının ve sınırının gösterilebilmesidir. Hangi konuda konuşulduğu, veriden sonuca nasıl geçildiği ve değerlendirmeyi neyin değiştirebileceği anlaşılabilmelidir. Her okuyucunun bütün teknik ayrıntıları çözmesi gerekmez. Ancak iddia, onu denetleyebilecek kişilerin incelemesine açık olmalıdır.

İtirazın karşılanışı ve hatanın düzeltilmesi, bu ilişkinin zaman içinde ne kadar güvenilir kalacağını etkiler. Başkalarının aynı alanda yetkinlik kazanmasına alan açmak da bu bakımdan önemlidir. Bir kişinin konumunu korumak için diğerlerinin katkısını engellemesi, kendi değerlendirmelerini sınayacak imkânları da daraltabilir.

Başlangıçtaki soruya buradan dönülebilir. Farklı kişilerin sözlerine farklı ağırlıklar vermek için haklı gerekçelerimiz bulunabilir. Önemli olan, bu ağırlığın kişinin bütün iddialarına yayılmasına izin vermemektir. Epistemik otoritenin sınırı, kendisine duyulan güveni destekleyen gerekçelerin ulaştığı yere kadardır.